İki Dakka

Dur hele bi iki dakkaParçalama hemen her bir şeyiNe zamandır anlamıyorum olan biteniKaçak yaşıyorum bu bedende senden sonraYeni doğmuş, gözleri kapalıTertemiz bir kalp ağrısıİstanbul kadar da bulantılıSamanyolu kadar ahmakça dönüyor başımGerçek günahların arkasında saklıHer zaman olduğu gibiBirileri şarkı söylüyor uzaklardaAnlamıyorum, çeviren yok, yalnız bir zil sesiŞimdi İstanbulda olmak vardı anasını satıymYa da Şangri La, stabil… Continue reading İki Dakka

Gizli Bir Yer

Kendine ait gizli bir yerKocaman gülümseyip modern bir masala Günümüzde geçen bir masala başlamak içinÇok önemsemeyecekler biliyorParlamasına rağmen ateş böceği gibiOkumayacak bile çoğuÇok şey istiyordu eskiden Şimdi sadece gizli bir köşeHangi video ya da hangi rüyaydı Veda etmeden önce aklına düşenDaha tutkusunu tüketmeden Teneke adamlar çıkmıştı önüne hepBir korkuluk çok işine yarardı oysaBir de şu… Continue reading Gizli Bir Yer

En Yakın ve En Uzak Mesafe

“Günah yoktur” dedi kız. Ağlıyordu arkasına bakmadan. Ölü çiçekleri fırlattı ve devam etti yalanına. “Günah yoktur, hepimizin kanatları kırıldı bir kere” Ölüyordu yavaş yavaş, ölüyorduk hepimiz kırılmış çiçekler gibi. Her kitabı, her şarkıyı – özelikle kırılmış şarkıları- her hapishane hücresini okuduktan sonra bile benden daha fazla biliyordu hayatı ve güllerin kokusunu. “Bir şey vardı, evet.… Continue reading En Yakın ve En Uzak Mesafe

42

Pislik olmak güzel şeyKendinden mutlu olmak en baştaHassasiyetlere karşı hassaslıkOlabildiğince ama fazla hassaslaşmadanSilkilmeden kendine gelmek içinMutlu olmak güzel şey çünküKaç kişinin harcı maskesiz dolaşmakGizlisiz, saklısız, güvensiz, suratsızKaç kişi yazabilir korkusuzcaGerçekleri, hayata dair ve bilimumKorkakları, korkaklıklarını, hortkuluklarını, Yalanları hortlamaya yüz tutmuşKaç kişi gülebilir hiç bir şey yokmuş gibiO kadar zor ki bilsen Bir çınar gibi tek… Continue reading 42

İskenderiye Dörtlüsü

Lawrence Durrell  ve İskenderiye Dörtlüsü.  Farklı insanlarla farklı zamanlarda okunması gerekiyor sanki. Bir de Avingnon Beşlisi var ama ben daha Fransa’ya uzanamadım Mısır’dan. Justine’e de 2066’ya başlamak için girmiştim zaten ama o da olmadı zaten daha. Neyse biz İskenderiye’deyiz şimdi ve başlıyoruz bu - puzzle gibi birbirini tamamlayan - quartet’a.  Evet, neymiş bu Justine, kimmiş… Continue reading İskenderiye Dörtlüsü

Bisikletçi Kumpası – Sevetislav Basara

Bisikletlere olan antipatim nedeniyle okumaya niyetlendiğim bu kitaba başlarken –daha önceki izlenimlerimden dolayı- Sırp yazar Svetislav Basara’nın bu romanını post-modern, absürd, ara sıra kafkaesk özellikler taşıyan bir edebiyat ve tarih parodisi olarak düşünmüştüm. Tam da o dönem – daha ilk bölümdeki Berbat Charles’ın hatıralarını okurken – şöyle bir mail aldım. Göndericisi belli olmayan (ve spam… Continue reading Bisikletçi Kumpası – Sevetislav Basara

örümcekler

örümceklerdünyanın kalbinden her ikisinden deçizdiğin her yuvarlaktasaklı her itirafındakutsalların için değiş tokuş ettiğinher uzun şarkı ya da ömürdaha uzağa götürecekörümcekleryorgun bir ninni sankiayrılırken duyduğumböyle değildi ben çıkarken eritmemişti daha dudaklarındudaklarımı hissedebiliyordumdenizi bırakmıştım kendi halineörümcekleri unutmuştummilyonlarca günü verebilrimyeni olmaz ama kaleler alacak hep filimigüzel yüzler esir edecek mayısısıcak bir esinti dünyanın kalbindenher ikisinden dekafirler hep vuracak… Continue reading örümcekler

Jenny Joseph – Uyarı

Yaşlandığımda mor giyeceğim, Üstüne uyumsuz  ve yakışmayan kırmızı bir şapkayla. Emekli maaşımı brendi ve yaz eldivenlerine harcayacak, Saten sandaletler alıp tereyağına paramız yok diyeceğim. Yorulduğumda kaldırıma oturacağım, Mağazalardaki beleş ürünleri mideye indirecek, tüm alarmlara da basacağım, Bastonumu park korkuluklarında sürükleyecek, Gençliğimdeki ciddiyetimi telafi edeceğim.Yağmurda terliklerimle dışarı çıkacak, Başkalarının bahçelerinden çiçek toplayacağım, Ve tükürmeyi öğreneceğim.  Sen de korkunç gömlekler giyebilir, daha da şişmanlayabilirsin, Bir oturuşta üç… Continue reading Jenny Joseph – Uyarı

Son Kez

Son bir akşam dahaSeni, bütün senleri bir dahaBir daha yaşamak içinAğlamak için bir kere dahaTüm o sıkıcı talimatların üzerindenBanyonun ışığını açık bırakıpSadece inanacaklarımı tekrar edipBir kez daha soğuk ve karanlıkEn karanlık, en soğuk, saçının kokusu,Bir daha önemsemeden dünyayıNe diyebilirim, ne yazabilirimNasıl atabilirim başımdakileriSenin, bütün senlerin adınaBütün katillerimin hatırınaNasıl saklayabilirim son bir defaYalanlarla bulanmış parmaklarımıNotalarla temizlemek… Continue reading Son Kez

Tembeller İçin 1001 Kitap (Henüz Ölmeden) – 2

İkinci kısma hoş geldiniz. Hatırlayamayanlar için “Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap”a belli bir sistem dahilinde seçtiklerimi  “TEMBELLER” için değerlendirmeye başlamıştım geçen yazıda. Burada da devam ediyorum vakit kaybetmeden (gerçekte epey kaybettim ama). Bu kez 102. sayfadan başlamayacağım ama. Tarihler biraz oynasın diye 50’lere gideceğim. Bundan sonra da elimden geldiğince karışık (hatta random sayı üreteciyle)… Continue reading Tembeller İçin 1001 Kitap (Henüz Ölmeden) – 2