Yıldız – Arthur C. Clarke (1956)

Vatikan ile aramızda üç bin ışık yılı var. Bir zamanlar, uzayın İnanç üzerinde hiçbir hükmü olamayacağına inanırdım; tıpkı göklerin, Tanrı’nın el işçiliğinin şanını beyan ettiğine inandığım gibi. Şimdiyse o el işçiliğini bizzat gördüm ve inancım fena halde sarsılmış durumda. Mark VI bilgisayarının hemen üzerinde, kabin duvarında asılı duran çarmıha bakıyorum ve hayatımda ilk kez, bunun… Continue reading Yıldız – Arthur C. Clarke (1956)

Ivır Zıvır (Allamagoosa)- Eric Frank Russel (1955)

Bustler bu kadar sessiz kalmayalı uzun zaman olmuştu. Sirius uzay limanına çekilmişti; tüpleri soğumuş, gövdesi kozmik parçacıklardan yara bere içinde kalmıştı. Uzun mesafe koşucusunun maraton sonunda bitap düşmüş hali vardı üzerinde. Bunun için haklı bir sebebi de vardı elbet: Başına gelmedik iş kalmayan, bir hayli uzun bir seferden yeni dönmüştü. Şimdilik, limanda, sonuna kadar hak… Continue reading Ivır Zıvır (Allamagoosa)- Eric Frank Russel (1955)

Tanrının Dokuz Milyar Adı- Arthur C. Clarke (1954)

"Kitaba adını veren bu öykü, yapacak daha iyi bir işim olmadığından, Roosevelt Oteli'nde yağmurlu bir hafta sonu boyunca yazıldı. Öykünün temel aritmetiği daha sonraları J. B. S. Haldane tarafından sorgulandı; ancak durumu, şu an mahiyeti hafızamdan silinmiş olan bazı alfanümerik kaçamaklarla kurtarmayı başardım. 'J. B. S.' ayrıca bu öykü ve 'Yıldız' hakkında şu yorumda bulunmuştu:… Continue reading Tanrının Dokuz Milyar Adı- Arthur C. Clarke (1954)

İnsana Hizmet Etmek (To Serve Man)- Damon Knight (1951)

Kanamitler pek yakışıklı sayılmazlardı, bu bir gerçekti. Biraz domuzu, biraz da insanı andırıyorlardı ki bu hiç de çekici bir kombinasyon değildir. Onları ilk kez görmek insanı şoke ediyordu; handikapları da buydu zaten. Yıldızlardan hortlak suratlı bir varlık gelip size bir hediye sunduğunda, bunu kabul etmeye pek meyilli olmazsınız. Yıldızlararası ziyaretçilerin neye benzemesini bekliyorduk, bilmiyorum; yani… Continue reading İnsana Hizmet Etmek (To Serve Man)- Damon Knight (1951)

Nadir Duyular – Hal Clement (1946)

"Demek bizi terk ettin ha, Bay Cunningham!" Kulaklıktaki bozulmalar ve o hiç bitmeyen Deneb paraziti hesaba katıldığında bile Malmeson’un sesi her zamankinden daha pürüzlü geliyordu. "Bak bu kötü oldu işte. Eğer yanımızda kalsaydın, seni en azından yaşayabileceğin bir dünyaya bırakırdık. Şimdiyse burada kalıp kızarabilirsin. Umarım biz havalanırken —sensiz havalanırken— bizi izleyecek kadar uzun yaşarsın!" Laird… Continue reading Nadir Duyular – Hal Clement (1946)

Hayatı Kullanma Kılavuzu 289160014477

       Tebrikler, yeni bir can kazandın. Aşağıdaki direktifleri eksiksiz bir şekilde uygularsan hepimiz bu süreci kazasız belasız atlatırız. Şimdiden, iyi yaşamlar. Öncelikle 42 (Bunu her kılavuzun başına yazmamızı istiyorlar ama daha hatırlayan çıkmadı.) Bundan sonra bu gün hayatında önemli bir yer tutacak. İstemesen de seni bununla birlikte değerlendirecek çok kişi olacak. Önündeki ell.. ehh ne… Continue reading Hayatı Kullanma Kılavuzu 289160014477

Kötü

Döndürülebilirliğin başlangıcındasın yine.Değiştiğini sanıyorsun her şeyin. Öyle mi gerçekten? Değişebilir mi insan onca gerçeğe rağmen? Evet dönüyoruz yine, başlıyoruz ve ben her zaman yanında olacağım, her karar anında. ** “People talking without speaking People hearing without listening People writing songs that voices never share” Bir kere daha sapladı bıçağı, normalde farklı bir ses bekliyordu ama… Continue reading Kötü

Harita

Önümde bitmek bilmeyen kareler. Telefon üç adım sonra sağa dönmeniz lazım diyor. O bile farkında değil tek başıma olduğumun. İspanya diyorum, orada olsaydım belki. Ya da Brezilya, aşığım Foucault Sarkacından beri.  Sadece kareler var oysa. Bir de piyano sesi öteki odadan gelen. Yorganı çekiyorum yüzüme doğru. Önüme bakıyorum, bir adım daha ileri. Yüzüme dokunuyorsun, düşlüyorum… Continue reading Harita

Kutu

Araba toprak yolda yavaş yavaş ilerliyordu. Gözleri kapanmak üzere olmasına rağmen, bazen sinirli bir kişneme, bazen tekere çarpan bir taş bir türlü uyutmuyordu çocuğu. Kafasını tenteden dışarı çıkararak babasına baktı. Yaşlı adam, kendinde miydi anlamadı. Zaten gerek de yoktu uyanık olmasına. Önlerinde hiç bir şey yoktu atların bilmediği. Bozkır, diye düşündü çocuk elini gözlerine siper… Continue reading Kutu

Paraya Sıkışmak

Oturuyorum, bir şeyler yazmaya çabalıyorum. Önce bir resim çizmem lazım,  ama her zamanki gibi kafamda. Başka türlü yazamıyorum bu aralar, yazar tıkanması denilen şey herhalde – ya da yazmaya çalışırken bataklığa saplanmak, bilemiyorum. Neyse bomboş bir kağıt var karşımda. Önce bir yol çizelim, her şey yollarla var çünkü, hayat da bir yol değil mi hem,… Continue reading Paraya Sıkışmak