Duvarın üzerinde, kararmış bronzdan süslü bir aplik içinde, katmanlı ve hafifçe uğuldayan bir gaz alevi yanıyor—geçen yüzyılın bilim insanlarının “hassas alev” dediği şekilde ayarlanmış: Delikten çıktığı noktada görünmez olan, yukarı doğru yükseldikçe birkaç santim yukarıda asılı duran pürüzsüz mavi bir ışığa, odadaki hava basıncının en ufak değişimlerine bile tepki verebilen parıltılı küçük bir koniye dönüşüyor. Girip çıkan ziyaretçilerin, yuvarlak masada bir şans oyunu oynanıyormuşçasına sergiledikleri meraklı ve nazik tavırları kaydediyor. Oturanların oluşturduğu çemberin dikkati ise hiç dağılmıyor, hiçbir şey onlara engel olmuyor. Burada öyle beyaz ellere veya ışıldayan borazanlara1 yer yok.
Camerons alayına2 bağlı subaylar, tören pantolonları, mavi tozlukları ve resmî kiltleriyle, Amerikalı erlerle sohbet ederek içeri dalıyor… din adamları var, yün kıyafetlerinin kıvrımları yoğun bir duman kokusuyla ağırlaşmış, mesaileri henüz bitmiş Yerel Savunmacı veya İtfaiye Teşkilatından personel, hepsi bir saatlik uykudan feragat etmiş ve bu hallerinden belli oluyor… krep döşin3 giymiş çok yaşlı Edward dönemi hanımefendileri, Batı Hint Adalılar4 Rus-Yahudi ünsüzlerinin o fazla esnek olmayan zincirleri etrafında ünlüleri yumuşakça örüyor… Çoğu o kutsal çembere teğet geçiyor, bazıları kalıyor, bazıları ise duvara arkasını dönmüş şekilde hassas alevin en yakınında oturan ince yapılı medyuma müdahale etmeden diğer odalara dağılıyor. Bir takke gibi sımsıkı oturmuş kızıl kahverengi bukleli ve pürüzsüz geniş alınlı medyumun koyu renkli dudakları bir zahmetsizce, bir acıyla hareket ediyor:
“Dominus Blicero’nun5 hüküm sürdüğü diyara geçtiğinde, Roland tüm işaretlerin ona karşı döndüğünü gördü… Sizin gibi biri olarak çok iyi çalıştığı ışıklar, konum ve hareketl, şimdi karşı uçta toplanmış, hepsi dans halindeydi… alakasız bir dans. Blicero’nun alışılagelmiş ilerleyişinden eser yoktu, hayır, yepyeni bir şey… yabancı… Roland da rüzgârı, faniliğinin daha önce asla izin vermediği bir şekilde hissetmeye başladı. Onu öyle… öyle neşeli buldu ki, ok rüzgâra doğru sapmak zorundaydı. Rüzgâr bütün yıl boyunca esmişti, yıllar yılı, ama Roland sadece dünyevi rüzgârı hissetmişti… yani sadece kendi şahsi rüzgârını. Yine de… Selena, rüzgâr, rüzgâr her yerde…”
Burada medyum sözünü keser, bir süre sessiz kalır… bir inilti… sessiz, çaresiz bir an. “Selena. Selena. Gittin mi yoksa?”
“Hayır, canım,” yanakları önceki gözyaşlarıyla ıslanmış kadın, “Dinliyorum.”
“Kontrol meselesi bu. Bütün bunlar tek bir zorluktan kaynaklanıyor: Kontrol. İlk kez içerideydi, anlıyor musun? Kontrol içeri yerleştirilmiş. Artık ‘dış güçlerin’ altında pasifçe acı çekmeye, rüzgâr nereye eserse oraya savrulmaya gerek yok. Sanki…
“Bir piyasanın artık Görünmez El6 tarafından yönetilmesine gerek kalmamıştı; artık kendi kendini —kendi mantığını, ivmesini, tarzını— içeriden yaratabiliyordu. Kontrolü içeriye yerleştirmek, fiilen gerçekleşmiş olan bir şeyi onaylamaktı: Tanrı’dan vazgeçmiş olduğunuzu. Ancak çok daha büyük ve daha zararlı bir illüzyonu, kontrol illüzyonunu üstlenmiştiniz. A’nın B’yi yapabileceği illüzyonunu. Fakat bu yanlıştı. Tamamen. Kimse hiçbir şey ‘yapamaz’. Şeyler sadece ‘olur’; A ve B gerçek değildir; aslında birbirinden ayrılmaz olması gereken parçalara verilmiş isimlerdir sadece…”
“Yine Ouspensky7 zırvalıkları,” diye fısıldıyor bir hanımefendi bir liman işçisinin koluna sürtünüp geçerken. Geçerlerken dizel yakıtı ve Sous le Vent8 kokuları birbirine karışıyor. ATS eri üniforması içindeki genç ve pembe yanaklı Jessica Swanlake9, bu savaş öncesi parfümü fark edince başını kaldırıyor; hımm, bu elbise herhalde 15 gine10 eder, kim bilir kaç kupona mal olmuştur, muhtemelen Harrods’tan alınmıştır ve eminim bana çok daha fazla yakışırdı diye düşünüyor. Hanımefendi aniden omzunun üzerinden geriye bakıp gülümsüyor; sahi mi? Aman Tanrım, yoksa duydu mu? Buralarda, kesinlikle mümkün. Jessica, duvardaki tahtadan öylesine çekip aldığı bir avuç dart okuyla seans masasının yanında duruyor; başı öne eğik, kahverengi yün yakasının üzerinden ve yanaklarına dökülen açık kestane saçlarının arasından solgun ensesi ve üst omuru görünüyor. Pirinç boğazlar ve göğüsler kanının sıcaklığıyla ısınıyor, avucunun çukurunda titriyorlar. Jessica, okların tüylü haçlarını parmak uçlarıyla nazikçe fırçalarken, kendisi de üstünkörü bir transa girmiş gibi… Dışarıda, doğudan gümbürdeyerek gelen bir başka roket bombasının boğuk patlaması duyuluyor. Pencereler zangırdıyor, yer sarsılıyor. Hassas alev sığınacak bir yer ararcasına alçalıyor, masanın üzerindeki gölgeler dans ederek diğer odaya doğru kararıyor; sonra alev aniden, gölgeleri tekrar içeri çekerek tam altmış santim kadar yükseliyor ve tamamen gözden kayboluyor. Loş odada gaz tıslamaya devam ediyor. On yıl önce Cambridge’de onur derecesiyle mezun olan Milton Gloaming, gazı kapatmak için ayağa kalkarken stenosunu bir kenara bırakıyor.
Jessica için bir dart atmanın tam sırası gibi görünüyor: tek bir dart. Saçları sallanıyor, ağır yünlü klapaların altında göğüsleri harikulade bir şekilde inip kalkıyor. Havada bir ıslık sesi, pat: yapışkan fiberin tam ortasına, tam merkeze. Milton Gloaming tek kaşını kaldırıyor. Zihni, her daim benzerlikler ve bağıntılar toplar; şimdi de yeni bir tane bulduğunu düşünüyor.
Medyum, artık asabi bir halde, transından çıkmaya başladı. Diğer tarafta neler olup bittiği ise tamamen muamma. Bu seans, her seans gibi, sadece buradaki ve dünyevi olan o uyumlu çembere değil, aynı zamanda hiçbir halkası kopmaması gereken temel, dörtlü bir mutabakata ihtiyaç duyuyor: Roland Feldspath (ruh), Peter Sachsa (kontrol/rehber), Carroll Eventyr (medyum), Selena (eş ve geride kalan). Bir yerlerde; yorgunluk, yön sapması veya eterdeki11 beyaz gürültü patlamaları yüzünden bu düzen artık çözülmeye başladı. Gevşeme hali, gıcırdayan sandalyeler, iç çekişler ve boğaz temizlemeler… Not defteriyle cebelleşen Milton Gloaming, onu aniden kapatıyor.
Birazdan Jessica yanına sokuluyor. Roger’dan eser yok ve işin aslı Roger’ın kendisini aramasını isteyip istemediğinden de emin değil. Gloaming ise her ne kadar utangaç olsa da, Roger’ın diğer bazı arkadaşları kadar korkunç biri sayılmaz…
“Roger, aldığın tüm o notlardaki kelimeleri sayıp grafiklerini çıkaracağını ya da ona benzer bir şeyler yapacağını söylüyor,” diyor Jessica neşeyle; dart hadisesi üzerine yapılacak herhangi bir yorumun önünü kesmek için konuyu hemen değiştirerek. “Bunu sadece seanslar için mi yapıyorsun?”
“Otomatik metinler,” diye yanıtlıyor kızlar karşısında gerilen Gloaming, kaşlarını çatıp onaylayarak; “bir iki Ouija tahtası12 vakası, evet evet… b-biz bir eğriler sözlüğü geliştirmeye çalışıyoruz—bazı patolojiler, gördüğün o bazı karakteristik şekiller—”
“Anladığımdan pek emin de…”
“Şey. ‘Zipf’in En Az Çaba İlkesi’ni13 hatırla: Eğer bir kelimenin kullanım frekansını (Pn), logaritmik eksenlerdeki sıralamasına (n) göre grafiğe dökersek,” kızın sessizliği, hatta o zarif şaşkınlığı karşısında gevezeliğe vurarak, “elbette ki düz bir çizgiye benzer bir şey elde etmemiz gerekir… ancak elimizdeki veriler bazı—durumlar için eğrilerin aslında oldukça farklı olduğunu gösteriyor—örneğin şizofrenler, üst kısımda biraz daha düz, sonra giderek daha dik seyretme eğilimindedirler—bir tür yay şekli gibi… Sanırım bu adamla, bu Roland’la birlikte, klasik bir paranoyağın izini sürüyoruz—”
“Ha.” nihayet bildiği bir kelime. “Medyum ‘karşı döndü’ dediğinde gözlerinin parladığını görür gibi olmuştum.”
“‘Karşı,’ ‘zıt,’ evet; bu vakadaki kullanım sıklığını görseniz şaşırırsınız.”
“En sık geçen kelime hangisi?” diye sorar Jessica. “Sizin bir numaranız.”
“Böyle meselelerde her zaman neyse o,” diye cevap veriyor istatistikçi, sanki herkes biliyormuş gibi: “ölüm.”
Organtin14 kadar kolalı ve kırılgan, yaşlı bir sivil savunma memuru, hassas alevi yeniden yakmak için parmak uçlarında yükselir.
“Bu arada, ah, sizin o deli dolu genç beyefendi nereye kayboldu?”
“Roger, Yüzbaşı Prentice ile birlikte.” Jessica belli belirsiz bir el işareti yapar. “Şu meşhur Gizemli Mikrofilm Alıştırmaları.”
- Viktorya dönemi spiritüalizmi ve ruh çağırma seanslarına gönderme ↩︎
- İskoç piyade alayı ↩︎
- İpekten yapılmış bir kumaş türü ↩︎
- Karayipler ↩︎
- Efendi Ölüm ↩︎
- Adam Smith’in o ünlü eli ↩︎
- Rus ezoterik felsefeci ↩︎
- Çok lüks bir parfüm ↩︎
- Kuğu gölü ↩︎
- Eski bir İngiliz para birimi, basımı 1800’lerde sona erse de 1970’lere kadar lüks tüketimde kullanılmış ↩︎
- Spiratüel dünyada her şeyi üzerinde olan bağlayıcı 5. Element, ruh ↩︎
- Ruh çağırma tahtası ↩︎
- Dilbilimci George Kingsley Zipf ↩︎
- Seyrek dokunmuş, ince ve sert bir kumaş ↩︎
[…] 5.Kısım İlk Yarı […]
BeğenBeğen
[…] 5.Kısım İlk Yarı […]
BeğenBeğen