Beyaz Geceler -1

 Bir zaman gelecek, güneş hiç batmayacak
Söyle insanoğluna, o zaman kimse rüya görmeyecek
Sadece ben isteyeceğim- muktedir ve doğurgan
Ve hiç bir şiir yazılmayacak aya bir daha


Simon L'horte-Bartiey
Poltreistgwer-Heundergighn
4. Kitap

13. gün . Hala her yer aydınlık. Başta bir anlam verememiştik gecelerin olmamasına. İlk bir iki gün sadece şaşkınlık vardı, sonra yerini korku aldı haliyle. Şu anda kabullenilmişlik ve bezme var sadece. Bilim adamları çalışıyor tabi hiç durmadan. Bir sebep bulmaya çalışıyorlar önce. Sebebi olmadan olmaz çünkü hiç bir şey. Sebep olmazsa okulda öğrendiğimiz her şey anlamsız gelecek, olmalı bir nedeni. Biyolojik saatimiz yavaş yavaş uyum sağlamaya başladı bu düzene. Uykunun sadece bir araç olduğunun bilincinde olanlar, biraz daha rahat şimd. Onlar; gün içinde kısa kestirmelerle, hayatlarını idame etmeyi başarıyorlar. Ama delirmeye başlayan da az insan yok çevremde . Bunlar- standart uyku bağımlıları- gözleri kan çanağı halde etrafta dolaşarak, bir şeyler arıyorlar sanki. Eskiyi arıyorlar belki de. Hayatın aslında olması gerektiği gibi ilerleyeceği düşünülüyordu, dört günün sonunda bilim adamları tarafından. İş saatleri aynı normalde- ama hemen hemen kimse saatlere güvenmiyor artık . İşe çok az insan gitmeye bağladı , onlar da ara sıra kestiriyor. İnsanlar aynı saatlerde uyumuyorlar gün içinde. Bir devlet dairesine gittiğinizde çoğunlukla çalışanların uyanmasını beklemek zorunda kalıyorsunuz ve kimse bu  hususa karşı çıkamıyor. Belki de bir kanun çıkartılmalı uyku saatleri hakkında. Ya da sanal uykular için serbest bırakılmalı uyuşturucular. Ama bunlar için çalışmıyor kimse. Tek yapılan sebebi bulmaya çalışmak. Sebep olmadan hiç bir şey gerçek değil çünkü. Çeşitli görüşler var tabi. Dünyanın bir kara deliğin içine sürüklenerek aniden üç yıldızlı bir sisteme dahil olduğunu düşünenler var. Uzayla her türlü iletişimin kesilmiş olması nedeniyle bu seçenek yalanlanamıyor bir türlü. Başka bir yıldızın sistemimize dahil olabileceğini söyleyenlerin yanında; gelişmiş, farklı bir yaşam türünün bize bir oyun onadığını düşünenler de var, optik bir oyun. Güzel olurdu aslında her şey bir oyun olsaydı. Dünyanın tepsi şeklinde olduğunu iddia eden görüş bile kendisine tekrar yer bulmuş durumda. Bu, kendilerine göre ileri görüşlü insanlar, şu ana kadar bildiğimiz her şeyin dünyayı yöneten grupların bir entrikası olduğunu söylüyor ve bu durumun gerçekleri ortaya çıkardığını düşünüyorlar. Dünyanın dine bulaşmış, yaklaşık yarısını oluşturan kesmi ise , çeşitli teolojik/felsefik fikirler peşinde. En gözde olanı tabi ki kıyamet. Her dönem kıyamet en gözde olan oluyor zaten. On üç günde bu kadar farklı görüşün oluşması da ayrı bir başarı gerçekten. İnsan ırkının karmaşıklığı bitmeyecek hiç diye düşünsek de, problemler de bitmiyor hiç. Ben mi ne düşünüyorum? Sonuçta mantıklı bir açıklama beklesem de, ne bileyim dünyanın kendi ve güneş etrafında dönme hızlarının senkronize olması vb. gibi – o zaman bazı yerlerde de hep gece olması gerekirdi, belki de öyledir- kıyamet olgusunu da merak etmiyor değilim. Ben de bir kıyamet tasarlasam buna benzer bir şeyler oluştururdum gibi geliyor.  Şu an daha on üçüncü gün olmasına rağmen bulunduğum ülkede, belki de korku kaynaklı, şiddet eylemleri epey artmış durumda. Ülkenin yüzde yedilik bir kısmı bu olaylarda yaralandı ya da hayatlarını kaybettiler. Bu sayının artacağından endişe ediliyor. Tabi endişe ediliyor işin resmi dili. Herkes biliyor gün geçtikçe etrafa saldıran insan sayısının artacağını. Dünyada da,bizim kadar olmasa da, bu durum benzer. Belki de bu yüzden bir sebep aranıyor olan bu şeye – Medya “Dostoyevski Laneti” demeyi çok seviyor buna- Bir sebebi olursa insanlar kabullenir diye belki. Geri döndürebiliriz diye beli de geceleri, küçük bir ihtimal olsa da. Aya bakıyorum ara sıra – evet, ay hala çıkıyor tabak gibi- eski ihtişamı kalmamış hiç, kıyıda köşede silik bir şekilde hayatını idame ettiriyor o da. Sanki dünyayı, üzerinde yaşayan bizleri bir daha etkisi altına alamayacağının bilincinde, ama bunu bizden daha kolay kabullenmiş, güneşin boyunduruğu altında mutsuz ama sorunsuz bir yaşam sürüyor. Eskiden geceleri yatmadan önce, aya bakmayı çok severdim. Artık bakmıyorum. Artık geceleri de yatmıyorum zaten. İşte o pratik insanlar gibi, günün belli aralıklarında uyuyarak kendimi bulmaya çalışıyorum. Yine rüya görülüyor bir türlü, ama sanki eskisi kadar kaliteli olmuyor. Rüyalarımda bile hiç bitmeyen bir sarılık var. Hep ter içinde uyanıyorum o kısa, optimal uykularımdan. Çıkmak istemiyorum ben de çoğunluk gibi evimden artık. Sonuçta dışarısı güvenli değil, sadece güneşli. Kelime oyunları bile etkisiz geliyor bu günlerde. İki üç kişi bir araya gelip bir şeyler konuşmak, bir şeyler yapmak eğlenmek isteseler de  bir şey engelliyor onları hep. Güneşe bakıp susuyor insanlar. Güneş, hiç bir zaman sevmedim ki ben seni doğru dürüst. Hep kaçmaya çalıştım fark ettirmeden. Belki de bu sadece benim içindir, tüm dünyayı sırf benle uğraşmak için mahvetmeye hazırsındır. Biliyorum ben seni güneş, diğer insanlar bilmese de . Sen yoksun sanıyor onlar, sadece aydınlıksın sanıyorlar, gerektiğinde kötülüğün karşısına dikilerek mutlak adaleti sağlayan. Ama ben biliyorum seni, o yakıcı gözlerini. Zaten en büyük numaran insanları yokluğuna inandırmak değil mi senin? Yakalayamayacaksın beni bir daha , boşuna uğraşma. Getireceğiz siyahı gecenin içine tekrar. Bir yolu olmalı. Galiba uyumam lazım tekrar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s