Katilimden Ayrılırken

Son defa katilinden ayrıldığında ne hissederse insan, öyleydim ben de. İstemiyordum gitmek. Onunlayken bambaşka oluyordu her şey. Ama gitmek zorundaymışım. Öyle demişlerdi bilenler. Daha fazla kalamazmışım ikimizin de iyiliği için. Hepsi benim iyiliğim için, ben istemesem de. Bilenler tabii onlar, ben mi bilecektim benim için daha iyi olanı? Ayrıldım, bir daha ölmemek pahasına ayrıldım oradan. Okyanusta ilerleyecektim, gerektiği gibi sadece. “Birbirini görmemeleri gerekir katil ile kurbanın” Tam olarak böyle demişti benimle konuşan bilen. Eninde sonunda olacağına varacakmış her şey. İnanmıyordum, ama karşı çıkamadım da, daldım okyanusa hep yaptığım gibi. İlk defa adadan ayrılan biri son defa okyanusa dalacağını bilse de farklı şeyler düşünebilir. Okuyanın hiç bir şeyden emin olamadığı bir şeyler yazmak gibi bir şey bu aslında.  Hani bir yazıyı okumaya başlarsınız, sonra bambaşka şeyler girer yazıya. Siz bir şeylerin ters gittiğini fark edersiniz ama soramazsınız yazara. Çünkü bir okursunuzdur sadece, savunmasız. Hain yazar sizinle istediği gibi oynar. İşte okyanusu geçmek, kaçıncı defa olursa olsun ana karadan ayrılmak da öyle bir şey. Bir sürü örümceğin olduğu bir sürü atolden geçerken hiçbirini fark edememiştim. Hala aklımdaydı doğduğum ve öldüğüm yer, belki de ondan. Bırakmamalıydım, direnmeliydim. Boş konuşuyorsun dedim kendime. Hayatının hiç bir kısmında direnen birisi olamadın sen. En fazla gölgen kadar ömrün vardı hep ve korumak için boyun eğdin varlığını. Şu aptal yaşamın boyunca bir kere mutlu oldun, sadece bir kere katilin oldu. Onu da arkanda bıraktın, sırf bir takım kadınlar öyle dediği için. Okyanusun kumları önümde bitmek bilmeyen bir çöl gibi uzanıyordu. Ama ben acımadan yıkıyordum önüme çıkan bütün kaleleri. Kumlar yıkılmak içindir zaten dedim kendi kendime. Güneş yıkanmak için, insan da öldürmek. Tek dinozor vardı okyanusta. O da bana rast gelmemişti şansıma. Devam ediyordum papatyalar arasında. Düşünüyordum aynı zamanda. Olacağı bilmek mümkün müydü gerçekten? Sırt üstü yüzmek gibi bir şey herhalde bu dedim. Herhangi bir artısı olmamasına rağmen büyük paye veriliyor bunu başaranlara. Ama üstüne bastığında ikisinin de gerçek olmadığını anlıyorsun. Çok aptal bir dünyada yaşıyorduk. Baykuşlar bile izin istiyorlarken ses çıkarmak için okyanus ortamında, onlar kim oluyordu ki bana ne yapmam gerektiğini söyleyebiliyordu? Piyano çalanların yanından geçerken onu hatırladım. Gözlerindeki o parlama, dudağının kenarındaki çarpık gülüş, o her an üstüme atlayacakmış hali. Ben de istiyordum onun kadar. Ne zaman biterdi bu okyanus, ne zaman bitecekti bu şarkının girişi. Biri bitirince diğeri çalıyor sürekli yenileniyordu müzik. Bırak dedim sıradaki piyaniste. Benziyordu ona. Baktım, hepsi benziyordu. Koşmaya başladım. Piyano çalanlar oturuyorlardı, ama giriş müziği beni takip etmeye devam ediyordu. Güneş önümde çıkıyordu yukarıya doğru. Gece olmak üzereydi, yolcuların hareketlerinden anlamıştım. Gece olunca şarkı söylemeli insanlar. Sesleri ne kadar kötü olursa, hayatları ne kadar anlamsız olursa olsun ya da oldukları şeyler ne kadar saçma olursa olsun şarkı söylemeli. O zaman, bekleyene, beklediğini sandığına, beklediğini umduğuna kavuşur insan bir parça. Durdum, ben durunca yolcular da durdu. Giriş müzikleri gelmişti zaten. Bilenlere seslendim okyanusun ortasından. Evet, ortasına kadar gelmiştim. Bir tek benimle konuşan bilen cevap verdi. Geceydi bıraktığım yerde heralde. Saat farkı diye düşündüm. Okyanusta her şey gibi saatler de farklı olurmuş. Bilmiyordum, ilk defa bu kadar derin  bir okyanusa girmiştim. Nasıl son defa terk etmişsen her şeyi bir kadın uğruna. Bilen Kadın tekrar konuştu, “Ne” dedi o en kutsal, en müşfik, en semiz sesiyle. Biz dedim hepimiz – diğer yolcular uzaklaşmaya başladılar benden yavaş yavaş- şarkı söyleyeceğiz. Okyanusta geceleri şarkı söylenir çünkü , ne kadar… ” Tamam uzatmana gerek yok dedi” Bilen Kadın ” Ben biliyorum zaten her şeyi, ama sen bir şeyi unutuyorsun. Sen alelade birisi değilsin. İlk defa terk ettin katilini ve beni ve seni bekleyen otuz koca seneyi. Dinlemedin beni bir türlü, kafanın dikine gittin. Keşke yazsaydın bu yaşadıklarını, anlardı insanlar kimin haklı kimin arsız olduğunu” Dinlemedim tabi, o bilendi sonuçta. Başladık çevremdekilerle hep beraber şarkı söylemeye Kimse kalmamıştı etrafımda, katilim bile. Bir tek giriş müziği kalmıştı, o da ana melodiye evrilmek üzereyken tam, bir bıçak sesi duyuldu. Gelmişti tek emelim. Baykuşlar havalandı, ahtapotlar saklandı, tek tük kalan tenekeler bulutların altına kaçtı. Çok mu istiyorsun dedim, Evet dedi Kadın Bilen. Ben de dedim- Tek seni düşündüm okyanus boyunca, geceyi bile bekleyemedim sana dönmek için. Eninde sonunda olacaktı zaten dedi. Sonunda olması iyi oldu dedim . Çok sıcaktı etraf, sıcak ve ıslak. Okyanuslar ıslak olur dedim. Çöller de dedi. Ne olacak peki dedi. Ben biliyorum dedi, hep biliyordum. Tamam dedim , olsun o zaman hep beklediğimiz şey. Olsun dedi O da. Elimdeki bıçağı karnına hafifçe soktum. Biliyordum dedi. Biliyordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s