Başka Bir Cumartesi

Durdu, kendine baktı, nasıl böyle bir duruma düşmüştü – hiç bilmiyordu. Önemsemiyordu da. İstenmediğini biliyordu zaten, niye atamıyordu ki aklından. Acıyordu içinde bir yerler, hayatının sonuna kadar da acıyacaktı biliyordu. Aptal şarkılar dinlemek istiyordu. Ama yapmadı, Rachmaninoff açtı, herkesin bildiği 2. konçertoyu. Oturdu. Nerede hata yaptığını düşündü. Baştan beri yaptığı hataları değil, biliyordu onları zaten- şimdiki hatalarını düşünüyordu sadece. Gerçekten var mıydı yapabileceği bir şey- bilmiyordu. Ama sanki tek doğru şeyi yapmıştı bu şey başladığından beri. En azından o rahattı şimdi. Mutluydu belki, her hangi bir şey duymamıştı- öyle olmalıydı o zaman. Kendisi de rahat olmalıydı, öyle demişti çünkü ona” eğer sen iyi olacaksan ben de olurum”. Yalan mı söylemişti, hayır. Peki niye dokunsan ağlayacak gibiydi hala bu kadar gün sonra? Her şeyi onun için yapmıştı sözde, sonra da onun için yok etmişti olan her şeyi yine. Şah Cihan’ı hatırladı ve kendisini en sonunda Tac Mahal’i yıkarken düşündü. Başka yer, başka zaman, ama onunla bir hayat düşünmüştü daha önce de çokça, ama nedense orada da sonuca ulaşamıyordu hiç. Yani olmazdı dedi kendi kendine yine. En iyisi oldu diye de ekledi, mutluydu o-kendisi de olacaktı. Sahtekarlığına güldü kendi kendine, en ufak bir harekette tekrar yanına koşacağını bilmiyordu sanki. Unutamayacaktı tabi ki. Onsuz bir gün daha geçirmek istemiyordu ama biliyordu bir hayat geçireceğini. Biliyordu bundan sonra her şeyde onu göreceğini, bir kere bile gidelim buralardan demediği için binlerce kez pişman olacağını. Dışarı baktı gökyüzüne, ay da gitmişti onunla birlikte, yok olmuştu her şey. Yine aynı ruh haline girmişti- salak bir şiir yazacaktı- durdurmalıydı kendini. Rachmaninoff da olmamıştı. Yine o daily mix’lerden birini açtı- türkçe olanı. Ben seni arayamam çıktı, reklam şarkısı. Salak gibi yaşardı gözleri yine. Hiç gerçek acı çekmemişti- biliyordu. Böyle bir şey sanıyordu hayatı. Hep kolay olacağını sanmıştı, aldırmamıştı başkalarını üzemeye, bu kez doğru olanı yapmıştı ama, öyle olduğuna inandırıyordu kendini. Cebindeki taşa dokundu tekrar, atamamıştı- her şeyi yıkmıştı ama atamamıştı bunu hala. Dokundukça kalbi titriyordu, sanki elektrikli bir şeyin vücudunu sarsması gibi. Ama duramıyordu dokunmadan da. Bir yerlerde gülüyordu o şimdi, kendisinin bir daha duyamayacağı o gülüşü kimler dinliyordu kim bilir. Bir daha hatalarını düzelten olmayacaktı. Geri zekalı gibi konuştuğunun farkındaydı. Sus dedi kendine. Sustu ve olanca hatasıyla yükledi her şeyi bloga bir daha. Umutsuz ve saçma bir şekilde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s