Paydos Sireni

Paydos sireni bozulmuş dün. Her bölümün başına birisi geçmiş paydos diye bağırıyor. O bile dayanamadı bu ortama. Haftaya 14 yılım bitecek burada. Salih Amca 31 yıldır burada. Hamit benimle geldi hemen hemen- o kaza nedeniyle altı ay uzak kalmasaydı o da 14 yıllık olacaktı. Gençler de var tabi. Hepimiz paydos sirenini bekliyorduk, o bağırtıları duyunca bir gülme aldı haliyle. Fazla gülmüyor insan buralarda.

Her akşam çıkıyoruz paydos düdüğüyle fabrikadan. Hep beraber yollanıyoruz evlere. 4602 gündür aynı insanlarla aynı yere yürüyorum ben de. 8114 gün daha devam edeceğim biraz para ile beni sepetleyecekleri güne dek. Evet her gün saat tam altıda ömrümüzün on iki saatini daha kaybetmiş olarak yürümeye başlıyoruz fabrikadan evlere.

Yürürken ara sıra arkama bakıyorum umutsuz yüzlerce insan. Zombiler gibi ağır ağır geliyorlar benimle. Hepsinin yüzünde hüzün, hepsinin yüzünde çaresizlik. Hep böyle olacağının bilincinde yüzlerce surat bilinçsizce yürüyorlar yarın sabah aynı saatlerde geri dönecekleri bu yolda.

Evde bekleyen oğlum ve karım. Gerçekten beni mi bekliyorlar yoksa yemeği mi ben gelince başlayacak? Seviyor muyum onları? Kim sevmez ki ailesini, oğlunu, karısını? Her şeyim onlar, her şey onlar için zaten. Onlar için çalışıyorum bütün gün. Onlar için sabahın köründe kalkıp onca yolu yürüyorum. Onlar için verdim ömrümün 14 yılını. Onlar için durmadan çalışacağım 8114 gün 97368 saat daha. Onlar olmasaydı…

Salih amca önümde yürüyor, yaşlı adam – emekli olacaktı geçen sene. Kızı okulu bitiremedi ama. Karısı da mutfağı yenileyecekmiş. Hadi iki yıl daha çalışayım tamam diyor. Oğlanı everdik, kızı da mürüvvetine erdirirsek bırakacağım artık diyor. O yüzündeki bir anlık sevinç umutsuzluğa bırakıyor yerini hemen. Biliyor çünkü hastalık filan olmadan bırakamayacağını. Yenge izin vermez kolay kolay.

İnsanlar ayrılmaya başladı yavaş yavaş aramızdan, yaklaştık çünkü ilçeye. Kimse mi sevinmez eve gidiyor diye? Hamit’e bakıyorum. Eskiden ara sıra espriler yapardı dönüş yolunda. O kazada iki parmağını kaybettikten sonra o da put gibi dönüyor eve. Onu bekleyen yok ama. Karsı terk etti kazadan sonraki yıl. Gidip geliyor her gün ama neden çalıştığını bilmiyor.

Al işte Salih amca da geçti evine. Ömrünü verdi bu fabrikaya. Ne için? Her gün burada ömrümüzün sonuna doğru adım adım yürüyoruz. Biliyorum, on yıl sonra da burada olacağım yirmi yıl sonra da . Belki bir kolum olmayacak ama ben olacağım. Başka çarem yok çünkü. Yok mu gerçekten?

Akşam ezanı okunmaya başladı, çağırsam mı yemeğe Hamit’i. Sever aslında çocuğu, ama ona haber vermeden çağırırsam kızıyor. İki kuruş para kazanıyor muşum da, elaleme yediriyormuşum da. Haftada bir rakıma bile laf ediyor. Hamit kusura bakma koçum.O da el sallayıp ayrıldı zaten. İçim gidiyor parmakları görünce.

Geldim işte, dağıldı herkes zaten. Bir gün daha sona erdi. Şimdi kapıyı çalacağım ve beni sevdiğine inandığım insanların o sahte gülücüklerine cevap vereceğim yine. Beni beklediklerini söyleyecekler, yemeği yeyip televizyonun karşısına oturacağız. Aptal yarışmaları seyredeceğiz her zamanki gibi. Ve yine kafamızda birbirimiz hakkında binlerce farklı fikirle sırtımızı dönüp yatacağız sabah gelip çevrimime tekrar başlayana kadar.

Böyle olacak hayatımın sonuna kadar, git-gel-gül-yat. Ne yapmam gerekiyor peki,? Ne yapabilirim ki zili çalmaktan başka? Nasıl çıkabilirim bu çarktan?

– Hoş geldin tatlım

– Yaşasın babam gelmiş

– Merhaba canım, çok yoruldum bugün. Sen ne yaptın bugün oğlum?

– Hadi soğutmadan oturalım yemeğe

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s