Bir Başlangıç – 1K Öykü Otobüsü (I)

Bu aralar işlerim pek bir kesat. Hayır, insan bulmak sorun değil, kaypaklığa meyilli insan sayısı her gün katlanarak artıyor, normalde elimi sallasam ellisi demem lazım. Ama almaya değer, kaliteli olanlar çıkmıyor fazla, istediğim kadar seçici olamıyorum.

Özen gerektiren bir işim var, anlamışsınızdır herhalde. Hadi her şeye rağmen çevresi tarafından özel olarak tanımlanan birisini buldum, teklif yapmadan önce biraz araştırmam lazım – karşımdaki gerçekten öyle birisi mi yoksa dışarıya karşı taktığı maskeleri mi çok çeşitli? Ben bile çoğunlukla ilk bakışta anlayamıyorum o maskelerin altını. Genellikle de fos çıkıyorlar zaten.

Nasıl mı çözüyorum peki müstakbel şanslıyı? Kendisini 5-6 saat gözledikten sonra bir takım temel soruları soruyorum, böyle bir yazıda açıklayamayacağım. Yalan söylenemeyecek kadar çekici birisi olduğumda yarım saat sonra gerçekliyorum her şeyi. Sonra teklifi yapıştırıyorum hemen, daha reddedeni görmedim hiç.

Daha doğrusu eskiden yapıyordum bu araştırmaları. Artık eskisi kadar uygun bir ruh havuzu yok. Bir de kota var merkezden istenen, yılda en az 365 kişiden toplamamız gerekiyormuş. Hal böyle olunca gelişigüzel ruhlara da nane olabiliyorum ara sıra.

Mesela geçen hafta Erhan diye saçma sapan birisi üzerinde vakit kaybettim bolca. Sepet çıktı haliyle diğerleri gibi.

Özellikle Türkiye’de hepsi sonunda “sıcak değil de esas nem var”a bağlıyorlar lafı – sen de anlıyorsun ne menem birisiyle uğraştığını. Ama çok vakit kaybetmiştim ve ara sıra yaptığım kaçamaklardan birisini yaptım. Hani olmamanız gereken birine aşık olduktan sonra fark edersiniz ya, ben de bu gereksiz adama o büyük teklifi yaptığımda artık çok geçti. Ruhuna karşı istediği şeyi verecektim. Hemen kabul etti diğerleri gibi bu da. (Gautama geldi aklıma, aldığım en kaliteli ruhlardan biriydi, nerede şimdi onun gibi güzel espri yapabilen insanlar)

Bugünlerde ruhu önemseyen fazla yok zaten, neyse ki ucuza gitti Erhan, çok sıkıntıya girmedim– birilerinin okuyabileceği bir şeyler yazabilse yetermiş, bir blog açtım adama internette beleşe, dört-beş de takipçi ekledim. İstese bir milyona çıkarırdım ama uğraştırıyor biraz – var örneklerim portföyde. Neyseki anlamadı salak hemen şiir deneme işte yazmaya başladı bir şeyler, ruhunu ellerime bırakarak. (Baktım sonra, pek matah şeyler değil- değmez okumaya)

O kadar sevindi ki para bile teklif etti sonra , kabul etmedim ama bin bir zorlukla artık ihtiyacı olmayan bir otobüs biletini elime sıkıştırdı sonunda. Şimdi burada bir girdi yapmam gerektiğini düşünüyorum, hepiniz soruyorsunuzdur, şeytana ne gerek otobüs bileti diye. Her ne kadar imkanlarımızın sınırsız olduğu düşünülse de, aslında oldukça zor koşullarda çalışıyoruz, sigorta, yol yemek gibi şeylerden bahsetmiyorum sadece. Bir tatilimiz bile yok. Uzun yolculuklarda sadece hava yolları ödeniyor merkez tarafından ve bende yükseklik korkusu olmasına rağmen en alakasız yerlere bile uçak ile gitmek zorunda kalıyorum. Anlatamıyorsunuz da bunu, fazla anlayışlı bir amirim yok açıkçası.

Neyse bu otobüs bileti de belki bir günlük tatil olarak değerlendirilebilirdi benim için. İlk defa uçak harici bir yolculuğa çıkacaktım güvenle, hem Hatay da değişik bir şehirdi (Yediveren diye bir firmanın İstanbul- Hatay seferiydi aldığım), görmek istediğim , insanlarını/ ruhlarını merak ettiğim. Gerekirse Suriyeye

Tekrar baktım bilete, uzak durmamın ısrarla tavsiye edildiği Esenler Otogarından (Başka bir gücün etkisi altındaymış galiba oralar) akşam 11’de kalkacaktı otobüs, 9 numara, bir saat kadar vaktim vardı. Bir taksiye atladım, severim taksicileri, işlerini bilirler. Tahmin ettiğim gibi kırkbeş dakikalık bir yolculuktan sonra Kasımpaşa’dan Esenlere varmıştım. Biraz tartıştıktan sonra olağanüstü cazibemle yüz liraya ikna ettim taksiciyi ve fark edilmemeye çalışarak otobüsün kalkacağı 66 no’lu perona kadar geldim. Bir yakınlık hissetmiştim otobüse, hiç bir zaman olmayan evim gibiydi sanki.

İsminin Kamil olduğunu öğrendiğim muavine bagajım olmadığı söyleyip atladım hemen otobüse, şaşırdı haliyle- severim şaşırtmayı insanları.

Koltuğuma geldiğimde Harry Potter’daki ev cinlerine benzeyen bir tiple karşılaştım. Pardon dedim, anladı hemen yana kaydı, koltuğuma geçtim. Alır gözle baktım bir, hayır çalışmayacaktım bu yolculukta.

Saat 11 olmuştu, otobüs hareket etmeye başladı, Kamil yolculuğun 18 saat süreceğini anons ediyordu ve ben ilk defa kendime ait bir 18 saat geçireceğimi düşünüyordum – çalışmadan.

bile geçerdim oradan, olasılıklar sonsuzdu ve ben gerçekten sevinçliydim. Nihayet stresten uzak bir gün geçirecektim bu huzurlu otobüste ve buna kimse engel olamayacaktı. Ya da ben öyle düşünüyordum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s