Yerçekimi Gökkuşağı – (Gravity’s Rainbow -Thomas Pynchon) (Bölüm 1- Kısım 4 -İlk Yarı )

3.Kısım

4.Kısım 2. Yarı

Rüzgar güneybatıya döndü, barometre düşüyor. Yığılan yağmur bulutlarının altında öğleden sonranın erken saatleri, akşam gibi karanlık şimdiden. Tyrone Slothrop da yakalanacak bu yağmura. Bugün, sıfır boylamına kadar süren, sonunda her zamanki gibi koca bir hiç olan uzun ve ahmakça bir kovalamacaydı. Bu seferki, çoğu nehre düşen yanan roket parçalarının millerce öteye dağıldığı başka bir erken hava patlaması olsa gerekti; Slothrop oraya vardığında, sadece tek bir parça düzgün kalmıştı ve o da şimdiye dek gördüğü en sıkı, en soğuk güvenlik çemberiyle çevriliydi. Kurşuni bulutlara karşı duran solgun bereler, otomatiğe alınmış Mark III Sten’ler, devasa üst dudakları boydan boya örten şakaya gelmez bıyıklar—Amerikalı bir teğmenin göz atma şansı yok, bugün olmaz.

ACHTUNG, her şeye rağmen, Müttefik istihbaratının üvey evladıdır. En azından bu sefer Slothrop yalnız değil; T.I.’daki1 denginin ve hemen ardından adamın kısım şefinin ’37 model bir Wolseley Wasp ile olay yerine telaşla gelip, ikisinin de geri çevrilişini görmek içini ısıtıyor.

Ha! İkisi de Slothrop’un o dostça selamına karşılık vermiyor. Hadi oradan be beyler. Ama kurnaz Tyrone etrafta dolanıp Lucky Strike’larını2 dağıtırken en azından buradaki şu ‘Talihsiz Vuruş’un3 aslı astarının ne olduğunu öğrenecek kadar kalıyor.

Gördüğü şey, yaklaşık on beş santim boyunda ve beş santim çapında, ordu yeşili boyasının birkaç pulu dışında tamamı yanıp kavrulmuş bir grafit silindir. Patlamadan kurtulan tek parça. Besbelli öyle olması gerekiyormuş. İçine kağıtlar sıkıştırılmış gibi görünüyor. Bir başçavuş onu yerden alırken elini yakıyor ve ‘Hay sikeyim!’ diye feryat figan bağırıyor, bu da alt rütbeliler arasında gülüşmelere yol açıyor. Herkes S.O.E.’den (o nemrut piçler her şeyi ağırdan alır) Yüzbaşı Prentice diye birini bekliyor ve sonunda adam sökün ediyor. Slothrop bir anlık görebildiği rüzgar yanığı bir yüz, koca bir bela. Prentice silindiri alıp gidiyor ve hepsi bu.

Bu durumda, diye tahmin ediyor Slothrop; ACHTUNG biraz da bıkkınlıkla, S.O.E.’ye elli milyonuncu kez “Birimler Arası  Bilgi Talebi” gönderip silindirin içeriğiyle ilgili rapor isteyebilir ve her zamanki gibi görmezden gelinir. Sorun değil, içerlemiş falan değil. S.O.E. herkesi görmezden geliyor, herkes de ACHTUNG’u görmezden geliyor. H..hem ne önemi var ki zaten? Bu bir süreliğine peşine düştüğü son roket olacak. Temelli son olmasını umuyor. Bu sabah masasının GELEN evrak kutusunda, onu Doğu Yakası’ndaki bir hastaneye Geçici Görevle gönderen emirler vardı. ACHTUNG’a yazılmış, görevlendirilmesini ‘P.W.E. Test Programı’nın bir parçası’ olarak talep eden bir notun karbon kopyası dışında hiçbir açıklama yoktu. Test mi? P.W.E., ‘Siyasi Harp Yönetimi’ydi; bunu araştırmıştı. Yine şu Minnesota kişilik testi zırvalıklarından4 biri kuşkusuz. Ama artık iyice kabak tadı vermeye başlayan şu roket avcılığı rutininden sonra bir değişiklik olacak. Bir zamanlar Slothrop’un umurundaydı. Şaka değil. Öyle olduğunu sanıyor en azından. 1944 öncesine dair pek çok şey artık bulanıklaşıyor. İlk hava saldırılarını5 sadece uzun bir şans dönemi olarak hatırlıyor. Luftwaffe’nin6 attığı hiçbir şey onun yakınlarına düşmemişti. Ama geçen yaz şu vızıltı bombalarına7 başladılar. Sokakta yürürken yatakta tam uykuya dalarken, birden çatıların üzerinden o osuruk sesi gelirdi—eğer ses devam ederse, zirve yapıp üzerinizden geçip giderse sorun yok, o artık başkasının derdidir… ama motor susarsa, yandın gülüm; roket dalışa geçmiş, yakıtı motor brülöründen uzağa, kıça doğru savurmuştur ve bir şeylerin altına girmek için sadece 10 saniyen vardır. Pekala, o kadar da kötü değil aslında. Bir süre sonra alışıyorsun—kendini yandaki masada oturan Dörtnala Mucker-Maffick ile bir sonraki ‘doodle’ın nereye düşeceği üzerine bir-iki şilinine ufak iddialara girerken buluyorsun…

Ama sonra geçen Eylül’de o roketler geldi. Şu siktiğimin roketleri. Bu piçlere alışmanın imkanı yoktu. Asla. İlk defa, gerçekten korktuğunu fark edince şaşırıp kaldı. Daha çok içmeye, daha az uyumaya, ardı ardına sigara yakmaya başladı; bir şekilde enayi yerine konduğunu hissediyordu. Tanrı aşkına, işlerin böyle devam etmesi gerekmiyordu…

‘Diyorum ki Slothrop, ağzında zaten bir tane var—’

‘Sinirliyim,’ dedi Slothrop, her şeye rağmen sigarayı yakarken.

‘Pekala, benimkini değil ama,’ diye yalvardı Dörtnala.

‘Aynı anda iki tane, bak,’ dedi Slothrop, sigaraları çizgi romanlardaki vampir dişleri gibi aşağı doğru doğrultarak. Teğmenler, Snipe and Shaft barının yüksek ve soğuk pencerelerinin dışında gün kararırken, biralı gölgelerin arasından birbirlerine bakıyor, masalarının o ahşap Atlantik’i üzerinde  Dörtnala gülüyor ya da ‘Aman Tanrım’ diye homurdanıyordu. Bu üç yıl boyunca, Slothrop’un pek çok kuşak önceki atası olan ilk transatlantik yolcusu William’ın geçtiğinden çok daha hırçın nice Atlantik’ler aşılmıştı masanın üstünde. Giyim kuşam ve konuşmadaki vahşilikler, davranışlardaki aksamalar—sarhoş Slothrop’un, Junior Athenaeum’da8 Dörtnala’nın misafiriyken geçirdikleri o korkunç akşam; Slothrop doldurulmuş bir baykuşun gagasıyla DeCoverley Pox’un şah damarına hamleler yaparken, bilardo masasına kıstırılan Pox da Slothrop’un boğazına bir isteka topu tıkmaya çalışınca ikisi de mekandan şutlanmıştı9. Bu tür şeyler dehşet verici bir sıklıkla tekrarlanıyordu; yine de nezaket, bu okyanuslar için yeterince sağlam bir gemiydi. Dörtnala her zaman orada, yüzü kızararak ya da gülümseyerek bekliyordu ve Slothrop, gerçekten ihtiyaç duyduğunda Dörtnala’nın onu hiç yarı yolda bırakmamasına şaşırıyordu.

Aklındakileri dökebileceğini biliyor. Bunun bugün Norma (Cedar Rapids’li o gamzeli taze kız bacakları) ve Marjorie (uzun boylu, zarif, Windmill revü kızlarından fırlamış bir endam) üzerine verdiği o çapkın raporla ya da Cumartesi gecesi Soho’daki Frick Frack Club’da yaşanan tuhaf olaylarla pek bir ilgisi yok. Frick Frack; pastel tonlardaki hareketli spot ışıklarıyla, adı çıkmış, tekinsiz bir mekan; oraya buraya asılmış ‘Jitterbug’10 yasaktır’ tabelalarıyla, zaman zaman içeriye göz atan askeri ya da sivil —bugünlerde ‘sivil’ her ne demekse— her türlü polisi tatmin etmeye çalışan bir yer. Ve orada biriyle buluşmaya giden Slothrop, içeri girince bir de kimi görsün; her türlü ihtimalin dışında, korkunç ve gizli bir kumpas sonucu, ikisi de orada, yan yana duruyor, sanki o açı tam da onun için ayarlanmış. Üçüncü sınıf bir makinistin mavi yün omzunun üzerinden, havada süzülüp poz veren lindy-hopçu11 bir kızın çıplak, enfes koltuk altının altından, tam o noktada değişken ışıkların lavanta rengine boyadığı tenin gerisinden görüyor onları; ve tam o anda, o yoğun paranoyayla içine dolarken, iki yüz de ona doğru dönmeye başlıyor…

Her iki genç hanım da tesadüfen Slothrop’un haritasındaki gümüş yıldızlardı. Her iki seferde de kendini gümüşi hissetmiş olmalı—parlak, şıkır şıkır. Yapıştırdığı yıldızlar sadece o günkü hissiyatına göre renkleniyor; maviden başlayıp altına kadar gidiyor. Hiçbirini sııflandırmak için değil—nasıl yapabilsin ki? Haritayı Dörtnala’dan başka kimse görmüyor ve Tanrı şahit, hepsi çok güzeller… Kış uykusundaki şehrinin dört bir yanındaki yaprakların ya da çiçeklerin arasında; çay salonlarında, kuyruklarda babuşka şeklinde bağlanmış eşarpları ve paltolarına sarınmış halde iç çekip hapşırırken; kaldırım taşları üzerinde iplik çoraplı bacaklarıyla otostop çekerken; saçlarındaki dolgun buklelerinden sarı kurşun kalemler fışkırırken yazı yazıp dosyalama yaparken buluyor onları—hatunlar, dilberler, dar kazaklı kızlar—evet, belki biraz saplantıca ama… ‘Bilirim ki,’ diye vaaz verirdi Thomas Hooker, ‘yeryüzünde yabani kekikler ve sair nebatat misali, ziyadesiyle vahşi aşk ve neşe mevcuttur; lakin bizler bahçe aşkının, bizzat Tanrının eliyle diktiği o bahçe saadetinin peşindeyiz.‘

Slothrop’un bahçesi işte böyle büyüyor.  Bakire çardaklarıyla12, unutma benilerle13 , pişmanlıklarla14 kaynıyor—ve her tarafta, tıpkı aşk ısırıkları gibi morlu sarılı bir ‘Aylaklıkta Aşk’ 15 hakimiyeti.

Onlara ateşböceklerinden bahsetmeyi seviyor. İngiliz kızları ateşböceklerini bilmez; Slothrop’un İngiliz kızları hakkında kesin olarak bildiği tek şey de neredeyse bu. Harita, Dörtnala’nın kafasını gerçekten karıştırıyor. Bu durum sıradan, ağzı bozuk Amerikan hovardalığına yorulamaz,  belki sadece vakum halinde, kardeşlik derneğinden gelen bir refleks,  Slothrop’un önüne geçemediği,  boş bir laboratuvarda, yankılanan dehliz gibi koridorlarda, ihtiyaç çoktan yok olup ve o ‘kardeşler’ İkinci Dünya Savaşı’na ve ölüm ihtimallerine gittikten çok sonra bile havlamaya devam eden bir refleks; Slothrop kızları hakkında konuşmayı pek sevmiyor: Dörtnala, şu an bile onu diplomatik bir nezaketle yönlendirmek zorunda kalıyor. Başlarda Slothrop, tuhaf bir beyefendilikle hiç konuşmazdı; ta ki Dörtnala’nın ne kadar utangaç olduğunu fark edene dek. Ancak ondan sonra  Dörtnala’nın aslında birini ayarlamak için yardım beklediğini anladı. Hemen hemen aynı zamanlarda Dörtnala da Slothrop’un tecritinin sınırlarının farkına vardı. Londra’da bir daha nadiren gördüğü o kız güruhu dışında, herhangi bir şey hakkında konuşabileceği başka kimsesi yok gibi görünüyordu.

Yine de Slothrop, budalaca bir titizlikle haritasını her gün güncel tutuyor. En iyi haliyle bu harita -gökyüzünden gelen ani yıkımların, kendisi için sadece aylaklık olan ama gecenin karanlık işleyişinden sökün edip gelen gizemli emirlerin arasında- bir akışı kutsuyor; şuradan buradan bir anı kurtarabiliyor; günler yine soğuyor, sabahları kırağı var;,gündüz vakti kasvetini asla bilemeyeceği kömür dumanı kokulu bir koridorda, soğuk yün süveterin içinde Jennifer’ın biraz ısınsınlar diye tuttuğu göğüslerinin hissi…  parlak bir gün ışığı bloğu içinde en az kendisi kadar çıplak olan Irene, kaçığı olmayan bir çift bulmak için değerli naylon çoraplarını tek tek incelerken, her birinin dışarıdaki kış çardağından süzülen ışıkla parıldayışı ve o sırada kaynama noktasının hemen altındaki bir kupa Bovril’in16 çıplak dizini yakışı… Allison’ın annesinin radyogramındaki17 o diken iğneden, bir plağın yivlerinden yükselen o burundan konuşan, son moda Amerikalı kız sesleri… ısınmak için birbirine sokulmalar, tüm pencerelerin üzerindeki karartma perdeleri, içilen son sigaradan başka ışık yok; kızın keyfine göre havada dönüp duran, bu arada geride Slothrop’un okuyamadığı kelimelerle dolu belli belirsiz bir el yazısı bırakan bir İngiliz ateşböceği…

“Ne oldu?” Slothrop’tan sessizlik. “Senin şu iki Wren18… seni gördüklerinde…” derken Slothrop’un hikayeye devam etmek yerine titremeye başladığını fark ediyor. Aslında bir süredir titriyormuş. Burası soğuk ama o kadar da değil. “Slothrop—”

“Bilmiyorum. İsa aşkına.” İlginç ama. Tuhaf bir his. Durduramıyor kendini. Ike ceketinin19 yakasını kaldırıyor, ellerini kollarının içine sokuyor ve bir süre öylece oturuyor.

Bir süre sonra, bir duraksamanın ardından, elindeki sigara hareket halindeyken: “Geldiklerinde onları duyamıyorsun,” dedi.

Dörtnala hangi “onlar”dan bahsettiğini biliyor. Gözlerini kaçırıyor. Bir an sessizlik oluyor.

“Tabii ki duyamazsın, sesten hızlı gidiyorlar.”

“Evet ama—mesele o değil,” kelimeler titreme nöbetlerinin arasından püskürüyor— “öbür türü, o V-1’leri duyabiliyorsun. Değil mi? Belki yoldan çekilmek için bir şansın olur. Ama bu zımbırtılar önce patlıyor, v-ve sonra geldiğini duyuyorsun. Tabii eğer öldüysen, duymuyorsun o ayrı.”

“Piyadelikte de aynıdır. Bunu biliyorsun. Seni vuran merminin sesini asla duymazsın.”

“Ih, ama—”

“Şöyle düşün Slothrop; kanatçıkları olan çok büyük bir mermi sadece.”

“İsa aşkına,” dişleri birbirine vuruyor, “ne büyük teselli verdin.”

Şerbetçiotu kokusunun ve kahverengi loşluğun içinde endişeyle öne eğilen Dörtnala, şu an Slothrop’un sarsıntısından kendi kuruntularından daha çok endişe duyuyor; bu durumu defetmek için bildiği tek yol ise yerleşik askeri kanallar. “Neden gidip bazılarının düştüğü yerleri incelemiyoruz seninle…”

“Niye ki? Yapma Dörtnala, tamamen paramparça oluyorlar. Değil mi?”

“Bilmiyorum. Almanların bile bildiğinden şüpheliyim. Ama Teknik İstihbarat’taki o heriflerin önüne geçmek için elimizdeki en iyi şans bu. Öyle değil mi?”

İşte Slothrop, V-bombası vakalarını araştırmaya böyle başladı.

3. Kısım

4. Kısım 2. Yarı

  1. Teknik İstihbarat ↩︎
  2. Bir sigara markası ↩︎
  3. Unlucky Strike ↩︎
  4. MMPI-Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri ↩︎
  5. Blitz ↩︎
  6. Alman Hava Kuvvetleri ↩︎
  7. Buzzbombs- V1 füzeleri ↩︎
  8. İngilitere’deki bir centilmenler klubü ↩︎
  9. 86’d-Amerikan argosunda bir yerden atılmak ↩︎
  10. 20.yy başlarındaki hareketli swing dansları tanımlamak için kullanılan bir deyim ↩︎
  11. Dönemin başka bir dansı ↩︎
  12. Virgin’s Bower- Akasma ↩︎
  13. Forget-me-nots ↩︎
  14. Rue-sedef otlu ↩︎
  15. Love-in-idleness- Eski İngilizce bir hercai menekşe türü, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda aşk iksiri yapmak için kullanılıyor ↩︎
  16. Bir et bulyon markası ↩︎
  17. Radyolu Gramafon ↩︎
  18. WRNS- Kraliyet Denizci Kadınlar Birliği ↩︎
  19. Gnr.Einsenhower’ın savaş esnasında giydi ceket ↩︎

3 thoughts on “Yerçekimi Gökkuşağı – (Gravity’s Rainbow -Thomas Pynchon) (Bölüm 1- Kısım 4 -İlk Yarı )”

Yorum bırakın