In-A-Gadda-Da-Vida

   Tek başınaydı adam kendini bildiğinden beri. İstediği her şey veriliyordu. Geçen gün sırf bunu denemek için bir su aygırı istemişti üstüne binmek için. 10 dakika sonra üstündeydi. Gözdesiydi O'nun, biliyordu. Uçan teyzeler, değişik yaratıklar vardı etrafında. Her gün istediği her şeyi yiyebiliyordu. Tatlı, sebze , meyve işte ne aklına gelirse. Hiç sönmeyen bir mangal… Continue reading In-A-Gadda-Da-Vida

İki Kişilk Diyaloglar – 2

- Malları İspanyola yolladıktan sonra Kurt Halil'i göreceksin - Pardon abi, önce benim şu kentkart işini konuşsak - Ne kentkartı - Abi başlarken yol, yemek artı masraflardı benim, şimdi kentkartı bile doldurmuyorsunuz - Ya manyak mısın, Kurt Halile sordun mu? - O sana sormamı söyledi - Hep öyle der, annesinin bir tanesi - Nerden tanıyorsun… Continue reading İki Kişilk Diyaloglar – 2

Son Giden

"Bundan sonra ne yapacaksın" dedi, Süleyman. "Sen beni biliyorsun kalamam buralarda" dedim. Kalamazdım gerçekten de, gitmem lazımdı buralardan. Nereye, nasıl bilmiyordum. Ama gidecektim, kaçacaktım ya da, onu biliyordum. Tek ihtiyacım olan üstümde gezecek bir mouse okuydu. Tek başıma hareket etmeyecektim herhalde. Eski model bir macera oyununda olmayı düşünmek daha çok hoşuma gidiyordu. Guybrush Threepwood gibi… Continue reading Son Giden

İki Kişilik Diyaloglar

- Malları İspanyola yolladıktan sonra Kurt Halil'i göreceksin - Aç karnına mı tok karnına mı - O söyler sana, ama sakın hız sınırını aşma, sollamak için de olsa aşma. Önemli bu - Ambulans olursa sollarım ama - Hayır ambulanslar çıkmayacak o yola zaten, hepsi ayarlandı - Aynadan okunanlar da mı - Aynadan okunanlar da -… Continue reading İki Kişilik Diyaloglar

Operazione Armonio

Eş zamanlı bir operasyonduİlk önce mi girdi alttan alttanKalın la da çok kalamadı devam etti hemenHarmony denen gavur icadı şey başlıyordu sankiGitarBerduşların ekmeği, aşıkların çiçeği, İdam mahkumlarının son dileğiYavaş yavaş havaya giriyordu hava kararmadanBateri değil sanki sinirli bir yeniçeriSol kulakta farklı, sağ kulakta farklıStereo bu olsa gerek dedi maestroSenin ne işin var burada diye kovduk… Continue reading Operazione Armonio

Domuzlar, Şefika Abla ve Ben

Domuzlarla dolu bir akşamda tek tavuk kalmak nasılsa ben de öyleydim o gün. İzin var mı dedim Mustafa'ya. Olma mı çıktı ağzından. Çok özeniyor filmlere diye düşündüm. Her dönemde yeni bir kalıp buluyordu kendine, daha kendini bulamamıştı ama. Çıkardım bıçağı salladım etrafta dolaşan domuzlardan birine. İzin çıkmıştı sonuçta, ya da zaten intihar edecekti. İşte önemsemiyordum… Continue reading Domuzlar, Şefika Abla ve Ben

Saçmaya Dair

Saçma şeyler yapmadan da saçma olabilir mi insan? Ya da saçma şeyler yazmadan da? Aslında hayatımızda karşılaştığımız tüm saçmalıklar, saçma olmak için bir gayret sarf etmeyenlerden çıkmakta. "Bu da ne yahu?" diyecek bir çok olayla karşılaşırsınız, günümüz Türkiyesi'nde yaşıyorsanız ve hala yahu kelimesini kullanan biriyseniz. Her gün gazeteye ya da internete baktığınızda, ya da işte… Continue reading Saçmaya Dair

Bitmeyen Şiir

Sen geleceksin demişti falcı kadın bana.Ben onlara inanacak birisi değilim amaKadim zamanlardan kalan bir kin beslerimFala ve falcılığa karşı yok başka bir beklentimGelmeyeceğim dedim inadına onun ve SongülünÖyle değil, geleceksin yani ati, değil dünPeki ne işe yarayacak gelecek olmak sayın falcıHer istediğim olacak mı, çekmeyecek miyim yoksa acıBöyle kafiye zorlamaya devem edersen Geçmiş bile olamayacaksın… Continue reading Bitmeyen Şiir

Bizi Öldürmeyen Şey

Bizi öldürmeyen güçlendirir demişti.Klişe lafların kraliçesiydiAlışıktım bu laflarına.Önemli olan ileri bakmamız deyince susturdum ama.Yeter dedim anlamlı anlamlı bakıp yüzüne.Ne kaldı ileride artıkÖldük ikimiz de Karar verilecek birazdan nereye gideceğimiz.Ben normalde fazla aldırış etmezdim amaHaberi yokmuş gibi davranmasaydı o da.Sonuçta beni öldürüp intihar eden oydu.Ona bile razıydım daYine başlamasındı artık.Sustu başını öne eğerekBir arabada gidiyorduk, siyah… Continue reading Bizi Öldürmeyen Şey

Dilek Tut, Denize At

Bir dilek yazdım kağıda geçen gün. Sonra da bir şişeye koyup denize attım. Kızmayın hemen plastik değil, eski filmlerdeki gibi yeşil cam bir şişe. Baktım uzaktan yavaşça yüzüşüne. Nereye kadar giderdi acaba? Neden bilmiyorum, orada olmak istedim. Şişenin içinde onun gittiği yere kadar gidip, denizin sonunda aşağı düşmek belki öküzün boynuzundan. Ama nasıl emin olacaktım… Continue reading Dilek Tut, Denize At