Bilinmeyen Bir Şey -9

GÜNÜMÜZ

   Şanlı görmesin diye hemen uzaklaştım diye hatırlıyorum. İnsanların yanında bir şey yapamam ki ben. En azından beni bilmeyen, sevmeyen insanların. Böyleyim ben. Biriyle ya çok yakın, aşırı yılışık olurum. Ya da sahte. En sevdiğim yanım en sahte yanım demek isterdim ama Nihan’a karşı sahte olamıyorum ben. Sadece diğer insanlara karşı. Zarfta sadece bir kart vardı. ASPAVA Pide ve Kebap Evi yazıyordu üstünde. Adres yoktu. Sadece kartın etrafına serpiştirilmiş Pide, Lahmacun, Adana Urfa kebap resimleri filan. Niye sarı yapıyorlar ki bu kebapçıların kartlarını.Biraz daha özgün düşünemiyoruz biz hiç. adres , telefon bile koymamışlar. Sadece Allah Sıhhat Para Afiyet Versin Amin yazıyor. Baya var diye biliyorum Türkiye’de bunlardan ama bizim burda yok . Nerden çıktı ki bu zarf şimdi. Nihan nerede? Urfa kebap mı mı önce bulunmuş, Adana mı? Ne çok soru var bu dünyada cevaplanması gereken. Pireneleri ilk duyduğumda , piranhalar gelmişti aklıma. Tabi orda hamsi olmadığından, hamsi dağa çıkmış diye bir şey yoktu. Burda var mı onu da bilmiyorum ki. Karadenizde vardır belki, hamsi dağa küsmüş, kıyıya paralel yüzmüş diye bir şey. Garip adamlar bu karadenizliler. Yani , dur şimdi aklıma geldi. Karadeniz Pide Sarayları Federasyonu ile ASPAVAlar arasında bir çatışma çıkmış olabilir mi? Komplo defterime bunu da yazayım, ilerde faydalı olabilir. 

     “Peki ama Nihan nerde, bu kartla arasında ne gibi bir ilişki var” diye düşündüğümü hatırlıyorum o an. Ama bilmiyordum ASPAVA ekibini o zaman. Değişik teoriler o kadar korkutmuyordu beni. Zevk alıyordum insanlara anlatmaktan kendimi, sevdiklerime ama. Teşekkür ediyordum bunun gerekli olduğunu da bilerek . Artık teşekkür diye bir şey kalmadı. O zamanlar avlanmaya çıkan kadınlar vardı AVM’de. Bildiğimiz dünyanın sona ereceğinin farkındalarmış gibi Dido dinleyerek avlıyorlardı kurbanlarını. Zor kurtulmıştum birisinin elinden . Nalan hanımdı heralde adı. Nanha diyeyim de Samsa gibi çağrışımlar yapsın. Nihanı bulamayışımın, ASPAVA’nın gözüme sokulmasına rağmen tehlikenin farkında olmayışımın ve değişimin başlangıcının ertesi günüydü galiba. Ayakkabı arar gibi yapıyordu. Belki de arıyordu bilmiyorum. Bayağı güzel kokuyordu, anlamam fazla parfümlerden. Şıktı, güzeldi, bana bakmıştı. Benim aklım Nihan’daydı ama.

    Bir şeyler olduğunu sezmişmiydim bilmiyorum ama normalde olmayan bir şey hissediyordum. Bir boşluk sanki. İnsanın içindeki boşluklar fazlasıyla var aslında düşünürsek. Boşluğuma geldi lafını bir insan her zaman söyleyebilir, kavga ederken, soru cevaplarken, sevişirken ya da yemek yerken. Geniş ya da dar açıdan bakmak farketmez, hayatımız boş gerçekten de. Doldurmak için ne lazım bilmiyorum. ama birilerini arıyorum ben hep. Onlarla beraber puzzlevari dolduruyoruz diye düşünüyorum kendimizi. Ama hep kaçırıyorum. O zaman Nihan da gitti sanmıştım. Ama şimdi bulunca bırakmayacağım onu. Ondaki boşlukları doldurmak için elimden geldiği kadar çalışacağım ve evet bu sululuğu komedi olarak addeden bir yerli film değil. Kaçıracağımız bir cuma namazı da yok. Her gün bayram agnostiklere. Nalan da gitti olmayınca tabi. Şimdi tek çare beklemek, en sevmediğim. Bu cesur yeni dünyada başka bir şey yapamıyoruz çünkü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s