Demek Ulysses’i Okumak İstiyorsun?

Demek Ulysses’i okumak istiyorsun sorusuna verilen cevap genelde kolay gelsin oluyor. Zor bir kitap Ulysses edebiyatla hafiften haşır neşir olan herkesin bildiği gibi. Eleştirmenler, okuyucular ya da bloglarında kitabı inceleyenler demiyor sadece bunu. Joyce’un kendisi profesörlerin yüzyıllarca ne demek istediğini tartışacaklarını iddia ediyor olanca ukalalığıyla.  Evet, adam çalışmış, yazmış, birçok şey denemiş, bir çok farklı yola girmiş, insanları kızdırmış. Hipster’larla karşılaştıranlar bile var. Evet, akademisyenler hala tartışıyor tıpkı tahmin ettiği gibi. Ve evet, Ulysses, üzerinde binlerce kitap, makale, araştırma vb. yazılan bu kitap, modernizmin bir (belki de en önemli) klasiği olmuş ve birçok otorite tarafından yazılmış en önemli romanlar arasında tanımlanıyor.

Zor bir kitap ve 1996’da Nevzat Erkmen’in yaptığı çevirinin de okumayı kolaylaştırmadığı bir gerçek. Bu yüzden ilk önce kitaba başlamadan önce birkaç ipucu paylaşayım dedim. Daha önce yazdığım ve kitap hakkında bir ön bilgi içeren yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

İlk önce Ulysses’i neden okumak istediğimizi kendimize sorabiliriz belki. Gerçekten gerekli mi, ya da bir katkısı olacak mı bana Ulysses’i okumanın? Bu soruyu, kitap neden okumalı, ya da klasiklerin bana ne faydası var gibi sorularla karşılaştırabilir ve benzer cevaplar verebiliriz elbette. Ulysses’i okumak isteyen kalabalık da genelde kitabı aşılması gereken bir zirve olarak görür ve bitirdiği gün o tamamlamış/tamamlanmış olma hissini, o tatmini arar. Ne yazık ki o duyguya ulaşamayacaksınız Ulysses bitince. Çünkü yazarımız, o kötü adam James Joyce, kitabın içerisine bağımlılık yapıcı bir madde bırakmış, bitirdikten sonra bölümleri tekrar tekrar okumak istiyor insan. Adeta beşinci bölümdeki “Nilüfer Yiyiciler”in ülkesi gibi ayrılamıyorsunuz bir türlü her şeye vakıf olmak için. Sonra da kitaptan etkilenen diğer eserleri arıyorsunuz doğal olarak. 1900’lerin tamamını etkisine aldığını düşünürsek oldukça kolay bu. Bize en yakın örnek tabii ki Tutunamayanlar. Okudukça okuyorsunuz, Körleşme, Aylak Adam, 2666 …Ve yavaş yavaş değişiyor okuma zevkimiz, aldığımız keyif, ya da kitapla ilgili bildiğimiz hemen her şey.Yani Ulysses’i okumamak belki de hiçbir şey kaybettirmiyor aslında. Ama okuyunca kazandığımız şeylere gerçekten değiyor.

İkna edebildiysem okumaya sıra ikinci soruya geldi Ulysses nasıl okunmalı?

Öncelikle faydalı olan birkaç ön okuma sayabiliriz belki; (Bunlar kesinlikle mecburi değil, sadece alınan zevki biraz daha artırmaya yönelik kitaplar)

  • Kitapta geçen karakterlerin bir çoğunu içinde barındıran ve James Joyce’un hikayelerini içeren Dublinliler,
  • Stephen Dedalus’un kitap öncesi yaşamını anlatan ve Joyce’un anlatım diline aşinalık kazandıracak Sanatçının Bir Genç Adam olarak Portresi
  • Kitabın ismini aldığı ve tamamen paralel olarak işlendiği Odysseia,
  • Shakepeare ile ilgili bir çok gönderme var ama en fazla olan yine de Hamlet,

Aristo’nun, Shakespeare’in daha bir çok Büyük Britanyalı yazarın kitabı var okuyabileceğiniz, ya da İrlanda tarihi ile haşır neşir olabilirsiniz bolca kitaba başlamadan önce. Ama söylediğim gibi hiçbir şey okumadan da başlayabilirsiniz Ulysses’e ve keyif alacağınız, ilginizi çeken bir şeyler çıkar karşınıza her durumda.

Bir diğer soru da hangi çeviri? İmkân varsa tabii ki orijinal metin, kitabın içine tam olarak girebilmek için. Aşağıdaki linklerde paylaşacağım zaten. Ama ileri düzey İngilizce gerektiren bu cevap bir çok okuyucuya hitap etmeyecek haliyle. Ben bölümleri yazarken üç çevirmenin de tarzına bir parça aşina oldum, o kapsamda düşüncelerimi yazayım, siz değerlendirirsiniz.

Öncelikle Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Nevzat Erkmen çevirisi ben dahil bir çok insanı kitaptan soğutmasıyla meşhur. Kitaptan çok bulmaca gibi yanaşmış Ulysses’e Erkmen. Ve kendisi için çözmüş bu bulmacayı, okur oldukça uzakta kalıyor metne. Metnin İngilizcesi ile beraber okuyunca yapmak istediklerini anlayabiliyorsunuz ama. Açıkçası en eksiksiz çeviri kendisinin, ama en zor çeviri de onun.

Norgunk Yayınlarından çıkan Armağan Ekici çevirisi Erkmen’inkine göre oldukça sade, yine bunaltan yerler var ama o kadar çok değil. Joyce’un vermek istediklerini büyük bir oranda vermiş Ekici. Bazı kelime seçimleri – Mr./Bay Allah/tanrı vb. kullanımı- az da olsa bazı yerlerde metinden uzaklaşması ve Nevzat Erkmen gibi yabancı dildeki ibareleri çevirmemesi bana göre zayıf yanları. Ama kitabın orijinaline en çok yaklaşan metin bu bence. Bence bu Ulysses için – Joyce’un ne yapmak istediğini, kelime oyunlarını vb. tam olarak anlatabilmesi açısından- önemli.

Fuat Sevimay çevirisi günümüz okuruna en çok hitap edebilecek çeviri. Ben de birçok yeri ordan okudum. Diğerleri gibi büyük oranda başarılı. Sevimay Joyce’un kelime oyunlarını Nevzat Erkmen’e benzer bir şekilde dilimiz karşılıkları ile değiştirmiş. Dil kullanımı onunki kadar ağır değil üstelik. Bazı yerler oldukça güzel. Ama bazı yerler orijinal metinde verilmek istenenden oldukça uzaklaşıyor. Bazı kısımlarda Joyce farklı bir şey kastetmişken Fuat Sevimay günümüze uydurmak için apayrı bir deyim de kullanabiliyor. Bu da Joyce’un yapmak istediğinden farklı olarak çevirmenin yapmak istediğine götürüyor bizi. Bazı kitaplarda böylesi uygun olabilir ama dil oyunlarıyla bezeli bu kitap içinde hatalı yerler çıkıyor ara sıra. Çok az da olsa bazı eksiklikler ve kitaba göre bile ağır argo kullanımı, bazı isimlerin gereksizce çevrilmesi ve kendi kıllanmalarım (zahir:) bu çevirinin bana göre diğer olumsuz yanları. Diğerlerinin aksine Fuat Sevimay dip notlarla desteklemiş bu kitabı, ama çoğunlukla yabancı dilde yazılan cümleler var ve sözlük kadar kapsamlı değil.

Bir de Ulysses Sözlüğü var tabii Nevzat Erkmen tarafından yazılan. Detaylı bir incelemesini burada yapmıştım. Ulysses’in bir kaynak kitap ile okunması alınan zevki kat ve kat arttıracaktır kanımca. İngilizce bolca var ve paylaşacağım bildiklerimi aşağıda. Ama Türkçe için şu an bir tek Ulysses sözlüğü var (Bir de fazla detaylı olmasa da benim yazdıklarım)

Kitabı okurken bölümleri ayrı ayrı okumakta fayda var. Her bölümü bir gün ile bir hafta içinde okuyabilirsiniz.  Aslında bölümü okumadan önce de bölümle ilgili benim yazdığım incelemeleri ya da internette geçen açıklamaları okumak (En azından şemalara bakıp, Odysseia karşılıklarını incelemek) yararlı olabilir bence. Yine de ben bir şeyden etkilenmeden saf bir okuma istiyorum diyenler de çıkabilir elbette. Anlamadığınız ya da kafanıza takılan yerleri not alıp daha sonra Sözlüğe ya da İngilizce kaynaklara bakabilirsiniz her zaman. Ama en azından kitabın ikinci yarısında bölümlerden önce açıklayıcı bir metine bakmanız kuvvetle tavsiye edilir.  

Evet, Ulysses neden, nasıl, neyle (ne zaman?) okunur gibi bazı soruları yanıtlamaya çalıştım. Şimdi de kitabı tanıtayım biraz.

3 ana bölüm ile 18 kısımdan (episodes) oluşuyor Ulysses. Kısımların isimleri kitapta yazmıyor anca Joyce’un daha sonra bölümlere ilişkin çıkardığı şemalarda her bölüme Odysseia‘da geçen bir olay/karakterin adı verildiği anlaşılıyor. Daha önce söylediğim gibi paralel bir yapıda işleniyor kitap Odysseia‘ya.

Joyce kitabı 1914 ile 1921 arasında yazıyor ama kitapta sadece 16 Haziran 1904 günü olan olaylar yazılı. O gün kitabın üç ana karakteri olan Stephen Dedalus, Leopold Bloom ve Molly Bloom’un başından geçenler kitabın üç bölümüne karşılık geliyor.

Çoğunluğun bildiğinin aksine kitabın en önemli özelliği bu 18 bölümün hepsinin ayrı bir yazım tekniğiyle yazılması ve farklı bir teme işlenmesi. Bölümün içinde geçenleri Joyce daha önce bahsettiğim şemalardaki teknik, organ, renk ve sanat çerçevesinde şekillendiriyor ve bu kitap boyunca birçok farklı şeyle karşılaşmamızı sağlıyor. O kitabın alamet-i farikası olmuş bilinç akışı tekniği bu tekniklerin sadece bazılarında geçiyor.

Evet, Joyce bilinç akışını ilk kullanan yazarlardan birisi, 1800’lerin sonunda ortaya atılan bu teori yüzyılın başlarında 2-3 yazar tarafından kullanılmışsa da bunu kitlelere ulaştırıp modernizmin araçlarından biri haline getiren Joyce. Ulysses gerçekten de sadece dilin sınırlarını zorlamakla kalmıyor, açtığı ufuklarla bir çok yazara ilham veriyor. Ama biz Ulysses’i sadece bunların ilk uygulaması olduğu için değil, şu an bile Joyce’un eserine yaklaşabilen çok az kitap olduğu için okuyoruz bu baş yapıtı.

Kitabı okumak isteyenlere yardımcı olmak için bölümlerin detaylı açıklamalarını yaptım, aşağıda da linklerini vereceğim Ama kısaca bu 16 Haziran günü (Dublin’de halen Bloomsday olarak kutlanıyor) neler olmuş anlatayım. (İsteyen spoiler olarak algılayabilir bu paragrafı)  Stephen Dedalus odakli ilk üç kısmı sabah uyanma, arkadaşlarla kahvaltı, öğrencilere tarih anlatma, müdürle konuşma ve kumsalda beyin fırtınası olarak özetleyebiliriz. Daha sonra Leopold Bloom’a geçiyoruz 12 kısım boyunca. O da sabah kalkıyor, kasaptan sakatat aldıktan sonra eşine kahvaltı çıkarıyor, Daha sonra uzun bir yürüyüş ve gizli mektup arkadaşı, bir tanıdığın cenazesi, gazetede reklam işleri, yemek, kütüphane (ve Stephen Dedalus odaklı bir Shakespeare tartışması), resmi geçit töreni esnasında Dublin halkının davranışları, Bir barda atıştırma ve müzik ziyafeti, Pub’da beklerken İrlanda milliyetçiliği dersi,  akşam sahilde genç kızları izleme, doğum hastanesini ziyaret, gece bir iki bira ve Stephen’ın arkasından geneleve giriş. Son bölüm “Eve Dönüş”te ise Leopold ve Stephen’ın bir arabacı barınağında ve evde konuşmaları  ile ayrılışları var. Son kısım ise diğer kahramanımız Molly Bloom’un bilincindeyiz noktalama işaretleri olmadan. 700 sayfalık kitabın özeti bu kadar. Ama bölümlerin incelemesinde de göreceğiniz gibi kitap kesinlikle bu kadar değil.

Kitabın anlatım şekli ile de bir iki şey söyledikten sonra yararlı linklere geçeyim. En başta bilinç akışı var tabii. Bu iki şekilde gösteriyor kendini. İç monolog ve gösterme. İç monolog bildiğiniz bilinçli olarak beyinde kurulan cümleler, göstermelerde ise bu bilinçli bir cümle şeklinde olmayabiliyor, bazen çevrede oluşan bir olayın etkisiyle bir anda farklı bir şeye geçebiliyor bilinç, biz de bağlamaya çalışıyoruz birbirine kelimeleri. Özellikle Bloom’un ürettiği birleşik kelimelerde epeyce karışabiliyor kafamız. Bazı yerlerde de anlatıcı sadece düşüncelerini veriyor ana karakterin iki üç kelimeyle. Metinde anlatıcı ile bilinç akışı genelde iç içe oluyor. Birisinin bitip diğerinin başladığı yeri bulmakta da zorlanabiliyor bazen insan.

Diğer anlatım şekli üçüncü tekil şahıs, yukarıdaki anlatıcı kelimesinden anlayacağınız gibi. Ama bu üçüncü tekil şahıs tam olarak bir tanrı anlatıcı değil. Yani yalnız bir anlatan değil aynı zamanda kitabı düzenleyen kişi. Daha ilk sayfadan kitabın tamamına hakim, girdileriyle bunu da gösteriyor. Herhangi bir zamanda olacak bir olayın ipuçlarını daha önceden verebiliyor bize klasik metin anlayışından farklı olarak. O zaman fark edemesek de olay olunca bir şeyleri seziyoruz. Sadece bu değil, bir karakter gibi metne de müdahale ediyor bazen, oyun oynuyor adeta. Günümüzde bile aykırı bulunan bazı şeyleri yüz yıl önce denemiş Joyce.

Anlatıcının bir diğer özelliği ise anlattığı kişinin durumuna göre değişmesi, hayır bilinç akışı değil, 3. tekil şahıs. Anlatıcımız da bir çocuğu anlatırken o hale girebiliyor ilginç bir şekilde. Bu özellikle kitabın ikinci yarısından sonra bolca tekrarlanıyor. Zaten kitap ikinci yarısından sonra coşuyor aslında. Bunun dışında bölümlerde bolca farklı anlatım usulleri mevcut. Ben en genel olanlarını açıklamaya çalıştım sadece. Bölümlerle ilgili ayrıntılı bilgiler için linklere tıklayabilirsiniz.


İLK BÖLÜM TELEMACHUS
İKİNCİ BÖLÜM – NESTOR
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM – PROTEUS
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM – CALYPSO
BEŞİNCİ BÖLÜM – LOTUS EATERS
ALTINCI BÖLÜM – HADES
YEDİNCİ BÖLÜM-AİOLOS
SEKİZİNCİ BOLUM-LESTRYGONİANYALİLAR
DOKUZUNCU BÖLÜM – SKYLLA VE KHARYBDİS
ONUNCU BÖLÜM-WANDERİNG ROCKS
ON BİRİNCİ BÖLÜM-SİRENLER
ON İKİNCİ BÖLÜM-KİKLOPLAR
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM – NAUSİKAA
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM-GÜNEŞİN ÖKÜZLERİ
ON BEŞİNCİ BÖLÜM-KİRKE
ON ALTINCI BÖLÜM-EUMAEUS
ON YEDİNCİ BÖLÜM -İTHAKA
ON SEKİZİNCİ BÖLÜM- PENELOPE

Ve son olarak faydalı ve benim yazılarımı hazırlarken kullandığım (ve resimlerinden de faydalandığım) İngilizce sayfalar.

Benim kullandıklarım bu kadar, bir de Nevzat Erkmen’in sözlüğü var tabii. İlla ki vardır fazlası. Ayrıca isteyenlere takıldığı yerlerde ben de yardımcı olabilirim elimden geldiği kadar. Unuttuğum bir şey kaldı mı bilmiyorum, güncellerim artık varsa. Teşekkürler buraya kadar okuduğunuz için. Umarım Ulysses’i de keyifle okursunuz.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s