Mark. Z. Danielewski – Yapraklar Evi

Mark. Z. Danielewski’nin Yapraklar Evi 2000 yılında yazılmış ve anında kült mertebesine ulaşmış bir eser.  2018 yılında Monokl tarafından Türkiye’ye getirildiğinde ben de oldukça heyecanlanmış, hemen bir tane edinmiş ve bu yazıyı yazmış ve sırası gelince okuyacağımı belirtmiştim. Kitabı okumadan bir ön fikir edinmek isteyenler bakabilir.

Biraz geç de olsa o sıra geldi  ve parçalı da olsa okudum kitabı. Şimdi o yazıyı ilk yazdığımdaki soruya daha rahat cevap verebileceğim herhalde. Yapraklar Evi nasıl bir kitap?

Daha önce bu kitap hakkında bir şey duymadıysanız (ve yukarıdaki yazıyı okumadıysanız) kitap hakkında söylenebilecek en önemli şey FARKLI kelimesi. Farklı hemen her şeyi içine almasından dolayı postmodern bir eser – aslında klasik- olduğunu anlamışsınızdır. Danielewski daha önce olmayan bir şey yapmak için çok uğraşmış. Öyle ki yazım aşaması bile bir internet macerasına dönüşmüş.

Farklı deyince insanın aklına bir çok şey geliyor tabii. İçerik farklı, dil farklı, şekil farklı. Hangisi?

İlk önce kitabı almak için kitapçıya gittiğiniz ya da sipariş verip evinize geldiği o andan bahsedelim.-Gevelenmemiş hali, kitabı elinize aldığınız an- Biraz karıştırmaya başlayınca daha önce görmediğiniz bir şeyle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Farklı fontlar, acayip dip notlar, saçma sapan sayfalar. Arada farklı renkler- yo resim yok, bunların hepsi normal bir kitapta. Ama bunun detaylarını zaten önceki yazımda bulabilirsiniz. Okumaya geçelim şimdi.

Öncelikle Don Kişot’dan beri olaya bir gizem katan o bulunmuş metimn olayının burada da kullanıldığını belirteyim. Johhny Truant diye biri yayınevine bir kitap teslim ediyor. Ama ne kitap , bazı yerleri elle bazı yerleri daktiloyla yazılmış, içinde peçeteye, zarf kenarlarına, bir pulun arkasına yazılı notların bulunduğu, lekeli, okunaklı okunaksız, üstü çizili, düzeltilmiş, yırtılmış , lekelenmiş , bantlanmış, yanmış, karışık birkaç yüz sayfalık daktilo metni. Girişi kendi yazmış ve bu metni Zampano adlı kör bir ihtiyarın evinden adam öldükten sonra bulduğunu söylüyor. Metin ise Navidson Kaydı işimli bir çekimle ilgili bir inceleme, araştırma yazısı. Çektiği fotoğrafla Pulitzer ödülü kazanmış Will Davidson’un ailesiyle Ash Tree Lane adlı bir eve taşındıktan sonra olan doğa üstü olayları anlatan birkaç parça bir belgesel bu bahsettiğimiz kayıt da.

Anlaşılacağı gibi bol katmanlı bir kurguyla karşı karşıyayız, birçok post-modern çalışmada olduğu gibi. En iç katmanımızda “Paranormal Activity” tarzında bir film var. Tam olarak öyle değil tabii, birkaç kısa birkaç uzun röportajla desteklenmiş belgesel var Zampano’nun kitabının odağında, ama aklıma o geldi en yakın. 2006 yapımı Monster House çizgi filmi de başka bir örnek olabilir belki:)

Bir dış katmana, Zampano’nun kitabına geldiğimizde ise bu belgeselin “Navidson Kaydı” 1990’lara damgasını vurduğunu görüyoruz. Hakkında yazılmış yüzlerce kitap, tez, çekilmiş film, televizyon programı var. Sinemalarda haftalarca gösterilmiş. Bu kitap da enine boyuna (Had safhada enine boyun:) bu kaydı, evi , Navidson’ları, arkadaşlarını, atıldıkları macerayı işte her şeyi inceliyor. Biraz fazla detaylı inceliyor ama,  bir bölüm eşi ile Navidson’un ilişkisinin sırlarına adanmışken başkası yankı kavramının kayıt için önemine değiniyor tamamen. Örneğin sonda bir geri dönüş olgusu var. Bunun nedenini açıklayan üç varsayımı anlatmak için 30-40 sayfa harcamış Zampano (Nasıl, kitaba iyice girmişim değil mi, Zampano diyorum 🙂

Yapraklar Evinin iskeletini Zampano’nun kitabı oluşturuyor. Yüzlerce dipnotla desteklemeye çalışıyor kitabını Zampano. Bunun için yukarıda belirttiğim sahte referanslar bolca kullanılmış. Tarihin en fazla sahte kaynakçaya sahip kitabı olabilir bu. Diğer dipnotlar da takdire şayan. Mesela evin mimarisini anlattığı bir bölümde ondan fazla sayfada yüzlerce mimari eser örneği veriyor adam. (Zampano ya da Danielevski:) Bunun dışında ayna ile okunabilecek dipnotlar, üstü çizilmiş dipnotlar, dipnotların dipnotlarının dipnotları, yerleri karışmış dipnotlar, birçok şey var yani.

Navidson Kaydında – özellikle kaydın anlatıldığı heyecanlı (?) kısımlarda- metin de sapıtıyor, mesela yukarıdan düşülen bir yerde kelimeler de tepe taklak yuvarlanıyor, dar bir koridorda sayfa da sıkışıyor. Bu bölümlerde böyle tekniklere çokça başvurmuş yazar. Genel olarak en çok ilgi çeken kısımlar da buraları zaten.

Navidson Kaydı ile söyleyeceğim son şey ağırlıklı olarak didaktik yazılardan oluşması. Okurken fazla akmıyor bu bölümler. Bazı cümleleri hiç anlamıyorsunuz. Bunun çeviriden kaynaklandığını düşünüyorum. Yapraklar Evi gerçekten çevirmesi zor bir kitap. Gökhan Sarı bir çok şeyin üzerinden çok iyi bir şekilde gemli (Eklerde şifreli bir metin var mesela aksaksız çevirdiği). Ama bu kısımlarda açıkçası eserin İngilizcesindeki cümleleri daha iyi anladığımı düşünüyorum –Evet, metin olarak İngilizcesini de buldum eserin:) –   

Evet, Zampano’nun kitabından sonra bir dış katmana Truant’a geçelim. Kendisi bir dövmecide çalışıyor ve arkadaşı ile birlikte kitabı buluyor. Girişte görüyoruz bunu. Peki Truant’ın hikayesini nerede dinliyoruz. Kitaptaki dipnotlarda. Bazen birkaç cümleyle, bazen birkaç sayfayla Truant’ın girdilerini görüyoruz kitap boyunca. Kitaba ilişkin bir şeylerle başlıyor ama kendini anlatıyor çoğunlukla. Adamdaki değişimi hayretle (?) izliyorsunuz. Bu kısımlarda anlatım Bukowski gibi diyebilirim. Çevirisi de sorunsuz.  Tabii Bukowski deyince rahatsız olabileceğiniz dil kullanımının da olduğunu anlamışsınızdır. Ama aynı paraya ana öyküye paralel olarak 90’ların bir kaybedeninin hikâyesini dinliyorsuuz en azından 🙂 Eklerde de yine Truant’ın hikâyesinin derinlerine inebiliyorsunuz. Kitabın son bölümünün de ilk basım yayınlandıktan sonra eklendiği iddia ediliyor başta editör tarafından, ama bu kitapla ilgili hiç bir şeye inanmama eğilimindeyim ben 🙂

En dış katmana gelelim, kitabın kendisine. Monokl gerçekten güzel bir iş çıkarmış, renkli kalıplarla olsun, braille alfabesi olsun, orijinaline sadık bir baskı yapmış. Zaten kitabı sattıran aslında bunlar, beklentiyi (hype) satın alıyoruz aslında.

Genel olarak (okunması) denenmesi gereken bir kitap bence Yapraklar Evi. Öyle çok fazla beğendiğimi söylemem, ama bu beklentinin büyüklüğünden ve o bahsettiğim çeviri aksamasından daha çok. Yine de 21. Yüzyılın en önemli eserleri arasına şimdiden girmiş bu kitabı kaçırmayın derim ben. (Gerçi şimdi baktım çoğu yerde tükenmiş, Hepsiburada da 600 TL yazıyor. Uygun fiyatlı -50/100/150- bir seçenek bulana kadar kaçırabilirsiniz, bir sakıncası yok.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s