(Benim Gibi ) Aptallar İçin Kolay Felsefe – 104 – Sokrates (ÖA Serisi)

Evet kendinden öncekilerle geçen bölüme adını veren Socrates/Sokrates ya da Sokrat’a geldik nihayet. Anladığım kadarıyla Sokrat ismin Fransızca okunuşu ve ülkemizdeki ilk yazılı kaynaklar (matbaa vb. uzar bu konu)  genelde Fransızca olduğu için eskiden beri Sokrat olarak bilinmekte filozof. Ama son 20-30 yıl içinde internetle ve dünyayla kaynaştıktan sonra hemen herkes Sokrates’i kullanmaya başlamış eski insanlar dışında. Bu kapsamda Sokrates’den yürüyorum ben de.

Peki kendinden öncekilerden ne farkı var Sokrates’in o doğal karizmasından başka. Şöyle, tarihi ve batı felsefesini yazanlar belli demiştik baştan beri. Yunan felsefesinin üç ünlü filozofu olarak Sokrates- Platon (Eflatun olayına da gireceğiz zamanı gelince:)  ve Aristo’yu seçmişler bu otoriteler. Haklılardır büyük ihtimalle o yüzden ben /biz kimiz ki karşı çıkalım bunca yılın… Neyse anladınız. Sokrates çok  önemli isimlerin ilki felsefedeki, VIP bir nevi.  Yani öyledir herhalde. Ben, Platon un yalancısıyım. Sokrates’in yazdığı bir şey yok çünkü bilinen. Bütün gün dolaşıp geyik yapmış sokaklarda. Öğrencisi Platon da not etmiş bu beyin açıcı diyalogları. Aristophanes, Ksenophon ve Aristoteles’in de anlatıkları var kendisi hakkında biraz farklı olsalar da.

Baştan başlayalım ama, bu sofistlerin zamanı Yunan anakarasında. Atina, demokrasinin beşiği, böyle göreceli insanlarla dolu.

Sokrates de bildiğimiz kadarıyla bir heykeltıraş (taş ustası?) ve bir ebenin oğlu. Kendisinin de çok ünlü bir heykeltıraş ve savaş kahramanı olduğuna dair söylentiler var, ama hepsi muallakta. Dediğim gibi göreceli tüm kaynaklar. Daha mantıklı kaynaklardan kendisinin kalkık burunlu, ufak tefek, pasaklı ve çirkin bir adam olduğunu,  karısı Ksantippi’nin sebze sattığını ve kendisini anlaşılmaz bulduğunu, bunun sonucu olarak da Sokrates’in günün büyük bir kısmını sokaklarda, meydanlarda (agora diyelim, daha şık kaçıyor) geçidiğini öğreniyoruz. (Evet, ”Evlenin, karınız iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursunuz” sözü de kendisine atfedilmiş. )

Bu etrafta gezip genç yaşlı demeden herkese bulaşan arkadaş günümüzde sapık, gereksiz, alahın delisi gibi güzel sıfatlar alabiliyorken, dönemimin Atina’sında kendisinde –  ilk bölümdeki tanım gereğince – Filozof  (Hatta çok daha sonra Felsefenin Babası) demişler.  Haksız mıymış sofistler bakalım? Her şey göreceli.

Bu kadar dedikodu yeter, ana konumuza geçelim dediğinizi duyar gibiyim. Ahahahaaha. Evet yalan söyledim ,biliyorum öyle bir şey demeyeceğinizi. Ama, uyum sağlayın biraz en azından. 

Felsefe Sokrates’le değişti gerçekten. Geçen bölümden hatırlayacağımız gibi doğa filozoflarının bulmak istedikleri tek şey her şeyin temeliydi, yani “Yav, biz nereden geldik” üzerinde tartışıp duruyordu hepsi. Oysa Sokrates çarşı pazar demeden geziyor ve insanların içindekileri çıkartıyordu bir şekilde. Ve sonuç aslında nasıl yaşamalıyız/nasıl davranmalıyıza geliyordu. Yani bir şekilde Sokrates felsefeyi sokaklara, halka indirmişti.

Sokrates’in asıl olayı insanlara sorular sormaktı. Böylece yavaş yavaş insanlar hayatlarını kendilerini sorgulamaya başlıyordu. Zaten o pek çok aforizmasının arasında “Sorgulanamayan hayat hayat değildir”in yeri bir başkadır. Bir de tabii “Bildiğim bir şey varsa hiçbir şey bilmediğimdir” lafı. Yine yazılanlara göre Delphi’deki kahin (Yunan yarımadası, Mısır ya da Hindistan değil. Gerçi bunu için mitolojiye girmemiz lazım , siz Delphi (Delhi değil) diye bir tapınakta bir kahin olduğunu bilin yeter:) onun için “Yunanistan’ın en bilgili adamı” demiş. Bunu duyan filozof kıllanmış tabii, “ O kadar okumuş ulu insan var burada , bu kahin benimle eğleniyor mu?” diye. Sonra bilge olarak kabul ettiği inanlarla konuşmuş tek tek, ve hepsinin kendi konularında bir şeyler bilse de genelde boş olduklarını fark etmiş. Sonuçta en azından ben onlar gibi bir şey bildiğimi zannetmiyorum, bir şey bilmediğimi biliyorum diyerek sıyrılmış konudan. Delphi tapınağının girişinde de yazan ve günümüzün de en büyük eksikliklerinden biri olan kendini bilmek önemli yani.

Evet sorularıyla Atinalıları kendileriyle çeliştiren Sokrates Atinayı uyuşuk bir ata kendini ise onu rahatsız eden bir at sineğine benzetiyormuş. Hatta böyle doğruya ulaşma yöntemine Sokratik Yöntem denmiştir. Ebe olan annesini çağrıştırarak, düşüncelerin ıkına ıkına, zorla çıkartılması yani doğurtma (maiotik) de demişler bu yönteme.

Sofistlerin döneminde yaşamasından mütevellit onlardan etkilenmiş Sokrates. Ama her şeyin ölçüsünü insan olarak alsa da onlardan farklı olarak mutlak bilgiye ve gerçeğe akıl yoluyla ulaşılabilineceğini düşünmüş filozof.

Aslında Sokrates’in şöyle bir olayı daha var. Ona göre içinden ona yol gösteren bir ses var. Bu doğaüstü bir şey evet bir şekilde ve Daimon diyor buna filozof, daha önce Parminedes ve Protogoras’ın kullandığı gibi. Ama nasıl desem; tam da öyle tanrı gibi bir şey değil bu, bir nevi sezgi belki. Çünkü Sokrates her türlü metafiziğe ve tanrılara karşı bir adam. Ama yine de bu daimonuna uyuyor bir şekilde. Aslında belki de sürekli kendisine doğru ve yanlış olanı söyleyen bu ses bizim vicdan dediğimiz şey.

Evet bu daemoonu sayesinde ahlaklı bir yaşam sürebiliyor Sokrates – yukarıdaki geyiklerimizin aksine. Yani şu ana kadar kendisini bir Nasrettin Hoca gibi tanıtmış olabiliriz ama, insanları düzgün yaşamaya sevk etmesi (daha doğrusu kendi başlarına bunu anlamalarını sağlaması)  nedeniyle ahlak felsefesinin kurucusu sayılıyor Sokrates. Kendisi de erdemli  bir yaşam sürmeye çalışıyor. Buradaki erdem (Arete) tam olarak anladığımız şey değil ama. Mükemmeliğe ulaşmak belki, ama mükemmellik de göreceli diyeceksiniz belki şimdi. Olabilir, zaten Sokrates de bu erdemli yaşamın amacının mutlu olmak olduğunu, bu mutluluğa da sadece bilgi yoluyla ulaşılabileceğini öne sürüyor. Benim kafa yapıma oldukça uygun olsa da fazla göreceli yine. Game of Thrones’da Littlefinger’ın “Bilgi güçtür “ aforizmasını “Güç güçtür”lafı ve 8-9 asker ile yıkan Cersei’nin karizması  geldi birden aklıma. Ama işte, hepsi fantastik:)

Bilgi iyi bir yaşama , erdemli bir hayata ve doğruya yöneltiyor insanı Sokrates’e göre. Bu nedenle bir insanın bile bile kötülük yapmayacağını da iddia ediyor. Her şey bilgi eksikliğinden ona göre. Yani hata bilerek yapılmaz diyor kendisi.  Herhalde ok fazla yaşamazdı  bu adam diyorsunuzdur. O günlerde de fazla yaşamamış zaten. Ama önce demokrasi ile ilgili düşüncelerine bakalım isterseniz.

Platon’un diyaloglarında bir soru var Sokrates’in sorduğu “ Bir seyre çıkarken gemini kaptanının kim tarafından belirlenmesini isterdiniz, Gemide görevli ve belli şeyler dışında fazla bir bilgisi olmayan 50 kişilik tayfanın mı, yoksa denizcilik konusunda ehil insanlardan oluşan bir grubun mu?” Yani yuvarlak olarak böyle herhalde. Mantıklı olarak kimse tayfayı seçmeyince, ikinci soru geliyor. “Peki neden, bundan kat be kat fazla insanın hayatlarını etkileyecek devlet yönetiminin çok daha vasıfsız insanlar tarafından belirlenmesine izin veriyoruz?”

Aslında bakılınca Aysun Kayacı’nın “Çobanın oyuyla benim oyum bir mi “ önermesinden öte bir şey değil gibi görünüyor bu. Ama Sokrates burada bir din, statü, ırk ya da sınıfsal bir ayrım öngörmüyor. Sadece oy kullanacak insanların en azından belli bir eğitimden geçmesini ve neye oy verdiğini ya da gerçekten iyi olanın ne olduğunu bildiğine emin olması gerektiğini söylüyor filozof. Uygulaması zor da olsa dünyadaki en azından bir yüzyıllık (Aslında 20 yıllık demem lazım belki ama depolitize nesil modunda böyle devam edelim) seçim tarihine bakınca kendisine hak vermemek elde değil

Evet etrafta bu oyunu bozmaya çalışarak dolaşan bu rahatsız bir adamın sonu da tahmin edileceği gibi idam oluyor. Atina’nın seçkin fertlerinin çocuklarının kafasını çelmekle, daha doğrusu gençlerin ahlakını bozmakla suçlanıp 500 kişilik bir Jurinin 280’i tarafından suçlu bulunuyor varı yoğu ahlak olan bu adam. Çoğunluğun iktidarı bir kez daha yanlış karar veriyor ve hatalarını bulduğu demokrasi kavramı tarafından  ölüme mahkum ediliyor ünlü filozof. İlerleyen yıllarda bu jurinin bir kısmının gelen baskılara dayanamayarak intihara varan bunalımlar içine girdiği de söyleniyor.

Bir ara idam erteleniyor ve öğrencileri kendisini kaçırmayı teklif ediyorlar. Ama o; tüm yaşamını bağladığı yasaların, kendi hakkında verdiği karara da uyması gerektiğini, aksi takdirde yaşamı boyunca bağlı olduğu erdemi terk etmiş olacağını söylüyor. Ve vakti geldiğinde baldıran zehrini içerek ölüyor.  Fazla ütopik sanki bize göre.

Evet anladığınız gibi o görüntüsünün dışında aşırı karizmatik birisi Sokrates. Hal böyle olunca kendisini takip eden bolca insan oluyor. Platon’un dışında ölümünden sonra, Megara okulu , Kinikler, Kyrene okulu ve Elis Eretria okulu Sokrates’in düşüncelerini bir şekilde devam ettiriyorlar.

Ve evet başta söylediğim gibi biz bunların çoğunu Platon’un yazılarından öğreniyoruz. Yani arada birçok hayalperestin dediği gibi bütün bunlar hayal gücü fazla gelişmiş bir Platon’un da uydurmaları olabilir. Kim bilir?  Ama ben ezici çoğunluk gibi Sokrates’in var olduğunu düşünüyorum. O kadar yazdım yani, kaç bölümdür ekmeğini yiyoruz adamın.

Neyse gereksiz lafları oldukça uzattığım bir bölüm oldu yine, umarım Sokrates’in hayatından bir şeyler çıkartmışsınızdır kendinize.  En azından filozof olmak istiyorsanız ne yapmanız gerektiğini anlamışsızdır. Gerçi saçma bir saptama oldu yine. Sonuçta burası Türkiye, kimse felsefeden para kazanmıyor. Erdemli yaşam, bilgi peşinde koşma, çoğunluğun diktatöryası gibi laflar farklı anlamlara geliyor ülkemizde. Ama olsun, Sokrates de kendi çapında zengin olmasa, köleleri olmasa, çalışmak zorunda olsa, bu olaylara girebilir miydi rahatça? 65 yaşına kadar devlet dairesine gidip gelir, akşamları da Survivor izlerdi belki. En azından ölmezdi değil mi? (Burası tamamen ajitasyon amaçlı yazıldı, adam 70 yaşında öldürülüyor aslında)

Artık önümüzdeki bölümde bu kitapların ardındaki kişiyi, üç filozoflardan ortadakini (Ali, Fuat, Çelik, Lake, Oğul, Kavun vb.) yani Platon’u tanıyacağız ve kendisinin, neden Katolik kilisesinde (ve muhtelif diğer dinlerde) en sevilen filozof olduğunu açıklamaya çalışacağım.  İyi tatiller.

Not: Evet, kasten koydum o resmi 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s