Fiction vs Non-Fiction

Kitaplar ikiye ayrılıyormuş fiction ve non fiction olarak. Üretilmiş ve çalışılmış olarak çevirebiliriz bunları türkçeye. Ya da bunca yıldır yaşayan bunca edebiyat emekçisi (kendilerine öyle diyorlardır herhalde) bunları çevirmek için başka kelimeler bulmuştur. Önemli değil, sonuçta farklıdır iki tür de. Bir türe yemek kitapları, maket yapımı, herhangi bir üçüncü dünya ülkesindeki yolsuzluklar ya da ubuntulu anılar girebilirken diğeri saf bir şekilde uydurmadır. Non-fiction kitapların yazarlarının amacı satmaktır, insanları bir şey hakkında bilgilendirirken para kazanmak arada belki de ünlü olmak, en kötü bir öğretmen edasıyla caka satmaktır. Diğerleri ise sadece okunmak isterler; beğenilmek, önemsenmek, hayatta kalmak – bu ve diğer yüzyıllarda. Kendilerini bir şey sananlar hep bunların arasından çıkar. Ne var ki fiction yazarlarının en fazla yüzde ikisi göz önünde kalırken non-fictionlar her zaman her yerde imza günü düzenlerler, hayatımızı nasıl yaşamamızı söyledikleri için. Bunların da büyük bir kısmı belki de tamamı tarihin tozlu raflarına bile giremeden kül olup gider. Peki her şeye rağmen niye yazar, fiction’cu bu yüzde doksan sekiz, niye bir şey üretir ya da ürettiğini sanır? Bir non- fiction uzmanı olarak uzun yıllar bu türü araştırdım. Hatta hayatımı bu ilerde bir Tolstoy, Kafka , hiç bir şey olamazsa bir Ahmet Altan olmaya çalışan yaratıkların amaçlarını bulmaya adadım. Sonuçta da buldum tabi ki. Başka türlü olamazdı zaten, bizler sizleri, gereksiz konular üzerine her şeyi bilmek isteyen insanları, tatmin etmek için yaratılmışız sonuçta. Siz kazandıkça ben de kazanıyorum. Tam bir win-win durumu bu. Kaybeden sadece o yüzde doksan sekizlik geri zekalı kesim. Ah, geri zekalı dedim- eski günlerinden gelen bir kelime. Bu saçma jargondan da kurtulacağım en kısa zamanda. O yüzde doksansekizin içinden çıkmak için az çabalamadım . Bu konuyu da halledeceğim elbet. Evet yıllarımı bu kifayetsiz, beceriksiz kalem emekçilerine ayırmadan önce , ben de bunlardan biri gibi davranmaktaydım. Ama asla onların aralarına katılmadım. Ben bilgilendirmek için doğmuşum insanları. Benimle, yaşadığının farkına varabiliyor insan . O cehennemden çıkmaya çalışan insan grubu ise, bir kere bir şey üretmenin zevkine kapılmışlar. Yazdıkları ne kadar zavallıca olursa, o kadar üstün bir şeyler yaptıklarını sanıyorlar. Tüm duyuları kendilerini yüceltmeye göre ayarlanmış. Yazdıkları şiirlerin  ya da hikayelerin haddinden fazla değerli olduklarına inanıyorlar. Sanki Türkiye yeni bir Cemal Süreya kaybediyor bunları dikkate almayarak. Sonra bizim gibi normal insanlar olan yayıncı ve editörler, bunları refüze edince olaylar gelişiyor haliyle. Başta kabullenememe  oluyor. Dünya bu değeri anlayamıyor onlara göre . Hemen daha yeni, daha güzel olduğuna inandığı bir şey yazıyor yazar müsvettemiz. O da geri çevriliyor haliyle. Hatta çoğunlukla geri çevirme zahmetine bile girmiyorlar karşısındaki otoriteler. Beraber gelişen inkar ve kızgınlık aşamalarından sonra, pazarlıklar başlıyor. Biraz şuradan biraa buradan kırpsa, etliye sütlüye dokunmasa ya da cinsiyetini gizlese farklı olabilir belki de. Olmaz tabi. O yüzde doksan sekize yazılmıştır bir kere. Sonra depresyon safhası. Burada aslında, yazar ya da şair olarak nitelendirilen ama gerçekte ikisi de olamayan şahsiyet, gerçekleri kavramaya başlıyor. Bu yedi buçuk milyarlık dünyada , diğerleri gibi bir hiç olduğunu anlayıp ve kendisini o hiç gibi hissediyor. Bu grubun bazı mantıklı üyeleri çözüm olarak intiharı bile seçebiliyor bu depresyon halinde. Sonuçta ölüm hep kazandırdığı için, intiharı tercih edenlerin diğer yüzde ikiye geçme şansları, yaşayanlara göre çok daha fazla. Ama insanoğlu korkak neresinden bakarsak bakalım. Depresyon da bitiyor ve kabullenme başlıyor demek isterdim ama bu yaşam formu  normal insanlar gibi kabullenemiyor hiç yeteneksizliğini, bağımlı olmuş adeta sürekli yazmaya ve sürekli aşağılanmaya. Sürekli yazıyor ve bulundukları yeri hak edecek şekilde sürekli geri çevriliyor. İşte yazarlar camiasının siz normal insanların bile altında bulunan , sürüngen olarak nitelendirebileceğimiz sınıfı böyle işte.Beş on yılda bir buların gazını almak için aralarından birsinin kitabı çıkartılır, söyleşi filan yapılır. Sonra yine aynı çevrime devan edilir. Ben ve benim gibi olayın farkında olup , böyle bir dünyaya bir kitap getirmeyi hiç kimse denememeli mottosuna sahip bir kaç kişi ise kişisel gelişim kitapları vasıtasıyla yollarını bu.. pardon, insanlara faydalı oluyoruz. Ama ne olursa olsun kitaplıklarımızda fiction türünün klasik olarak nitelendirilen örnekleri ile çok satan kazananlarını tutuyoruz. Okumaya zamanımız olmasa da yazmaktan. Yemek kitabı da çıkarabilirim aslında ben.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s