Düşleyen

Bazen sadece düşlemek gerekirHer şeyi fark ederiz o zaman.Denizin üstündeki yelkenli oluruz Üstümüzdekilere aldırmadan sevişiriz rüzgarla.O ismini bilmediğimiz kuş oluruz Tepeden bakıp insan denen mahlukatlaraGece kayboluruz, karanlıkta görünmez olur çünkü kuşlar.Uydu oluruz o zaman hava kararıncaYıldızlar uzakta çünkü bayaDünyayı seviyoruz biz, yaşayacak kadar olmasa da.Başımız dönünce fazla dönmekten dünyaylaÇocuk oluruz kendi etrafında dönenSonra durdurur anne… Continue reading Düşleyen

Boğazda Bir Pazar Sabahı

Soğuk, sert bir rüzgar esiyor. Burnumu dolduran deniz kokusu. Klasik Çanakkale kışı. Sabahki sis dağılıyor yavaş yavaş. Saçma bir gemi geçiyor boğazdan. Durup bakıyorum. Normalde gemilere bakıp hayal kurmak yaptığım şey değil. Bakıyorum bu kez ama. Standart sabah sıkkınlığı var; iş, güç, aile, saçma şeyler. O gemide düşünüyorum kendimi, hiç bir farkımın olmayacağına eminim ama.… Continue reading Boğazda Bir Pazar Sabahı

Karanlık Gece

Karanlık olacağını tahmin ediyordu o gecenin. Ay yok dedi yanındakine. Yanında kimse yoktu aslında. Kendisi cevap verdi, evet ay yok diye. Ne kadar çok isterdi yanında onun olmasını, ayın olmasını. Kapattı gözlerini, sabahı hayal etti. Ertesi sabah mıydı bilmiyordu. Bir sabahtı sonuçta, aydınlıktı. Sabahların aydınlık olduğunu çok uzun zamandan beri biliyordu. Karanlığı mı, aydınlığı mı… Continue reading Karanlık Gece

Duvar Yazıları- 35

Duvarcı o günlerde daha mutlu kalkıyordu akşamları. Duvarına gitmek eskisi kadar zor gelmiyordu. Onu göreceğini  biliyordu çünkü duvarın öbür yanında. Yavaş yapıyordu özellikle, komple kaybetmemek için onu. Gerçi kaybetse de onun kendisini bulacağını biliyordu. Hep bulmuştu zaten. Bazen düşünüyordu, heybesi olsa bir, bıraksa O'nunla duvarı, koysa heybesine güneşi,ayı; uzaklaşsa buralardan. Her gittiği yerde önce güneşi… Continue reading Duvar Yazıları- 35

İki Kişilk Diyaloglar – 2

- Malları İspanyola yolladıktan sonra Kurt Halil'i göreceksin - Pardon abi, önce benim şu kentkart işini konuşsak - Ne kentkartı - Abi başlarken yol, yemek artı masraflardı benim, şimdi kentkartı bile doldurmuyorsunuz - Ya manyak mısın, Kurt Halile sordun mu? - O sana sormamı söyledi - Hep öyle der, annesinin bir tanesi - Nerden tanıyorsun… Continue reading İki Kişilk Diyaloglar – 2

Neyi Bilebiliriz?

Neyi bilebiliriz normalde gerçekten? Gördüklerimizi mi, duyduklarımızı, yaşadıklarımızı, bize anlatılanları? Bize gösterilenleri? Ben doğduğum günü biliyorum. Emin miyim,evet. Neden eminim bu kadar ? Bilmiyorum. Orada mıydım? Bilinç olarak sanmıyorum. 1492'de keşfedildi Amerika. Nereden biliyorum, nasıl inanıyorum 500 yıl öncesinin bana yutturulan bilgilerine?  Bugün hava çok soğuk. Nereden biliyorum? Güvenebiliyor muyum duyularıma gerçekten? Çevremdeki insanların duyularına?… Continue reading Neyi Bilebiliriz?

Gelinciklere Basılmıyor

Gelincikleri sürgün etmiyorlar artıkİzin vermiyorlar hayal kurmalarınaGöndermiyorlar rüzgarları üzerlerine kuşluk vaktiKesiyorlar deniz kokusunun önünüAldıkları nefes katışıksız olmalı çünküHapse atmıyorlar gelincikleri artıkBiliyorlar kırmızının yeri parmaklıklar değilBeklemiyor ziyaretçiler girişteVe güneş girmiyor o yirmi beş santimlik pencerelerdenŞu an sıcak olmanın zamanı hiç değilGelincikler ağlayamıyor artıkEn yakın arkadaşlarının üstüne basıldığındaHayatları yavaş yavaş geçmiyor gözlerinin önünden Sadece susanlar var şimdi… Continue reading Gelinciklere Basılmıyor

Nehrin Çocuğu

Nehir demişler, değilÇok kırıldım Denizlerin çocuğuyum benHiç bir zaman tatlı olmadım Akmadım başkaları gibi oradan orayaKalamadım bana biçilen çizgilerin arasındaGitmedim hiç başkalarının sularınaBana geldi herkes, bana döktüler içleriniGerçek insanlar tanıdı bildi beniZayıf tarım toplumları değilVikingler bildi esas benim kıymetimiAptal tahta parçalarıyla değilKoca metal yığınlarla ele geçirmeye çalıştılar beniBaşaramadılarDenizlerin çocuğuydum ben çünküPoseidon'un, Neptün'ün.Achelous'un değilBu yüzden boğdum… Continue reading Nehrin Çocuğu

Son Giden

"Bundan sonra ne yapacaksın" dedi, Süleyman. "Sen beni biliyorsun kalamam buralarda" dedim. Kalamazdım gerçekten de, gitmem lazımdı buralardan. Nereye, nasıl bilmiyordum. Ama gidecektim, kaçacaktım ya da, onu biliyordum. Tek ihtiyacım olan üstümde gezecek bir mouse okuydu. Tek başıma hareket etmeyecektim herhalde. Eski model bir macera oyununda olmayı düşünmek daha çok hoşuma gidiyordu. Guybrush Threepwood gibi… Continue reading Son Giden

Sıcak Dünya

SıcakHava mı sıcak yoksa ben mi şu yaşadığımYa da dünya, içini dışa vurmaktan korkmayanHer yeri ayrı bir ateş  her yeri ayrı bir yalanHer yeri çok sıcakAma en çok şu MezopotamyaUygarlığın beşiği diye adlandırılanGörüntüde biraz toprak çokça kayaGerçekte iki nehir arası kanSıcak, kan sıcağıSiyah, sarı, kırmızıGeçer akçe bunlar ortadoğudaİnsanlığın doğduğu ve öldüğü yer burasıÖlenin doğandan fazla… Continue reading Sıcak Dünya