Gravity’s Rainbow 1.5 İnceleme

Merhabalar, ilk bölümle devam ediyoruz. Aynı günün akşamında bu kez Snoxall’s diye bir yerdeyiz, üstelik farklı insanlarla. Londra’da, savaşın ortasında insanların bir araya geldiği, hem bir “centilmenler kulübü” hem de bir “sığınak” havası taşıyan kurgusal bir yer burası. Romanın diğer karakterlerinden Jessica Swanlake ve Roger Mexico’yu göreceğiz bu kez ama apayrı bir ortamda: Bir ruh çağırma seansında. Diğer şeylerin yanı sıra öteki tarafla yaşanan bu temas anının tekniklerini de bu kısımda öğreneceğiz. Hazırsanız başlayalım.

Evet, dediğim gibi bir ruh çağırma seansındayız; ama bu çoğunluğun aklına gelen o karikatürize edilmiş seanslardan değil. Pynchon olabildiğince olayın sahtelikten uzaklığını göstermeye çalışıyor bize. Örneğin burada bahsedilen o “hassas alev”, gerçekten de dönemin spiritüalistleri tarafından dolandırıcılıklara ve hilelere karşı bir önlem olarak kullanılırmış.

İzleyiciler arasında savaşın hengâmesinden her türlü insanı bulmak mümkün. Buradaki insanları anlatırken diğer kitaplarda benzerine rastlayamayacağımız bir betimlemeyle karşılaşıyoruz:

“…krep döşin giymiş çok yaşlı Edward dönemi hanımefendileri, Batı Hint Adalılar Rus-Yahudi ünsüzlerinin o fazla esnek olmayan zincirleri etrafında ünlüleri yumuşakça örüyor…”

Karayiplerin yumuşak, şarkı söyler gibi aksanının, Doğu Avrupa kökenli Yahudilerin sert ünsüzleriyle harmanlanmasını bir örgüye benzetmesi, ileride de görebileceğimiz linguistik (dilbilimsel) göndermelerin ipucunu veriyor. (Bir de henüz yüz küsur sayfa okumama/çevirmeme rağmen öğrendiğim kumaş ve renk türlerinin haddi hesabı yok, orası ayrı:)

Şimdi bu seanslarla ilgili bölüm içinde açıklanan kısmın üstünden kısaca geçeyim. Seans ya da çember dört temel unsurdan oluşuyor: Öncelikle yardım isteyen başvuran insan, yani geride kalan (burası için Selena); sonra başvurulan medyum (Carroll Eventyr); medyumun öteki dünyadaki rehberi, diğer ruhlarla ulaşabilmesi için kullandığı ana ruh, yani “Kontrol” (Peter Sachsa) ve son olarak çağrılan ruh (burada Roland Feldspath).

Neyse, medyumun konuşmasını dinlerken Roland’ın “Kontrol” mekanizması hakkındaki sözlerinde direkt afallıyoruz. Buradaki Adam Smith göndermesi, hayatı boyunca sistemleri, altyapıları ve kontrol mekanizmalarını inceleyen Feldspath’in öte tarafa geçtiğinde olayın determinizmini (kaçınılmazlığını) fark etmesi ve bunu “Kimse hiçbir şey ‘yapamaz’. Şeyler sadece ‘olur'” diyerek dinleyenlere haykırması fazlasıyla kafa karıştırıyor. Yine abartılı (ama haklı) bir okumayla şöyle diyebiliriz belki: Feldspath insanlara, Siz burada mistik bir kontrol arıyorsunuz ama uyanın! Dışarıda, o roketlerin düştüğü dünyada, insanlık kendi eliyle öyle bir teknolojik ‘Kontrol’ mekanizması yarattı ki, artık Tanrı’yı bile devre dışı bıraktı. Ve en acısı, bu sistemi sizin kontrol ettiğinizi (A’nın B’yi yaptığını) sanıyorsunuz, oysa sistem sizi kontrol ediyor,” diyor.

Ve nihayet savaşın bütün kozmopolitliği arasında Jessica ile tanışıyoruz. Işığın ve sevgilisi Roger’ın peşinde ama tek bulabildiği onun başka bir istatistikçi arkadaşı: Milton Gloaming. Buraları hızlı geçtim biraz ama ışığın kullanımı olsun, bilinç akışı ya da dartın kişiselleştirilmesi olsun fazlasıyla güzel bir anlatım var. Ama yine tekniğe dönüyoruz her zamanki gibi: Gloaming, bu spiritüel ortamdaki bilimin peşinde ironik olarak. Zipf Kanunu’nu kullanarak, bir dilde en çok kullanılan kelimelerin kullanım sıklığı ile sıralaması arasındaki matematiksel ilişki üzerinden, ruhani dünyadan gelen mesajların “akıl sağlığını” istatistiksel olarak ölçmeye çalışıyor. Konu derinleşirken sinematik bir şekilde Snoxall’s’ın başka bir odasına (Zar ve İçki Odası) geçiyoruz: Korsan ve Roger Mexico’ya.

Kendisi de istatistikçi ve tam bir bilim insanı olan Mexico, Korsan’ın bu doğaüstü özelliklerine ve “Onlar” tarafından kullanılmasına bir anlam veremiyor haliyle. Ama Şirket’in/Teşkilat’ın politikası kesin; istediklerini elde etmek için herkesi: hainleri, katilleri, sapkınları, Zencileri, hatta kadınları bile kullanıyorlar. Yine de Mexico’nun arkadaş olarak görebildiği ve açılabildiği nadir insanlardan biri Korsan. Ama bu bir Thomas Pynchon romanı; paranoya ve güvensizlik işin olmazsa olmazı, özellikle de istihbarat sektöründekiler için. Korsan Mexico’nun, Mexico da Korsan’ın işlerindeki detayları bilemiyor; sadece tahmin yürütüyorlar. “Bilmesi Gereken” prensibi, malum…

Buradan sonra kurum ve operasyon isimleri üst üste geliyor. Sonraki bölümlerde detayına ineceğimiz Beyaz Ziyaret’i (The White Visitation), PISCES’i, Kara Kanat Operasyonu’nu ve o meşhur “Onlar”ı duyuyoruz ilk defa (belki daha önce de geçmiştir:) ve Londra’nın çok uluslu istihbarat keşmekeşinin paranoyasına uzaktan tanık oluyoruz.

Sonra içeri Jessica giriyor ve Korsan’ın aklı kızı görünce eskilere gidiyor. Jessica ve Mexico aslında bir nevi ödünç alınmış bir zamanı yaşıyorlar; çünkü Jessica’nın “Beaver” adında resmi bir erkek arkadaşı var zaten. Korsan da babacan ama hüzünlü bir korumacılık hissediyor bu kırılgan ilişkiye karşı; çünkü kendi geçmişinde de benzer bir hikaye var (Biz de bu vesileyle savaş öncesinin Ortadoğu’sundaki jeopolitik hesaplara kısa bir göz atabiliyoruz).

1936’nın, aylardan o en zalimi olan nisanında, Scorpia Mossmoon isimli evli bir kadınla olan kaçamağını izliyoruz bu flashback’te. Garip bir simetri var bu ilişkide: Korsan, Bahreyn petrollerini koruma görevinden (ve o abazanlık, isilik dolu kışla hayatından) yeni dönmüş; Scorpia’nın kocası Clive ise petrol ile ilgili şirketsel sorunları çözmek için tam da Bahreyn’de. 33 yaşında olan Korsan kadına körkütük aşık oluyor; ama cesaret edemiyor hayatının rutinini, o “Batılı adamın zaman çizelgesini” bozup her şeye yeniden başlamaya. Öte yandan bu ilişki, kadının burjuva sıkıntılarından kaçmak için oynadığı bir fantezi oyunundan ibaret aslında. Pynchon o anı şöyle anlatıyor:

“’Ama mesele de tam bu işte,’ diyerek gülerdi Scorpia; sorunun gerçekdışılığına sinirlenmekten ziyade (gülüyordu işte) eğlenerek—kendisi de Korsan’ın o manik eşiğinde, her an çarpışmaya hazır, onu adeta yarıp geçen (zira Basra Körfezi’nde ordu battaniyesine boşalmaktan çok daha fazlasıydı bu; şimdi aletini, tüm benliğini saran aşkın ısırgan otlarından bir tasma vardı) o doyurulamaz halinin içinde kaybolmuştu. Korsan’ın bu hali, Scorpia’nın bu çılgınlığa teslim olmaması için fazla şiddetli; ama gerçekten Clive’a bir ihanet olarak görülemeyecek kadar da akıl dışıydı.”

Tabii eninde sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşiyor – yok, yakalanmıyorlar, fazla sevinmeyin. Hükümet tazıları (ajanlar) fiziki bir baskın yapmıyor; sadece çemberi daraltıp bu fantezinin süresinin bittiğini hatırlatıyorlar. Korsan (bu vesileyle Scorpia’nın ona “korsanım” diye fısıldadığı fantezi oyununu, yani lakabının duygusal kaynağını da öğreniyoruz) kadına Waterloo İstasyonu’nda veda edip, “duygusal bir ölü” olarak askere geri dönüyor. Roger ve Jessica’yı düşününce, onlar için de sonun böyle biteceğini tahmin ediyor ama içten içe, kendisinin mahrum kaldığı o sivil mutluluğa Roger’ın sahip olabilmesini istiyor.

Neyse, fazlasıyla ilginç yerler var bu kısımda da. Seans odası olsun, Bahreyn günleri ya da Londra’daki “yazlık anarşistlerin” kaosu olsun, detaylı bir şekilde incelenmeyi hak ediyor. Yukarıda belirttiklerim dışında; Korsan’ın gülüşünü bir falanks (kalkan duvarı) gibi yüzünde taşıması, Hitler’e yapılan spiritüel gönderme (Indiana Jones’tan alışığız Nazilerin doğaüstü tutkularına:), İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere’de hâlâ yürürlükte olan Büyücülük Yasası ve Batılı insanın o köleleştirici “zaman çizelgesi” gibi temalar dikkat çekiyor.

Mexico’yu ve Beyaz Ziyaret’i ufak ufak tanımaya başladık. Önümüzdeki kısımlarda Korsan’dan biraz uzaklaşıp Pavlovcuların, davranışçıların, istatistikçilerin, yani ne ararsanız olduğu o tekinsiz binaya doğru kaymaya başlayacağız.

Son olarak bölümde geçen o eski “Dancing in the Dark” şarkısı ile veda edeyim. İyi okumalar.

Çeviri Bölüm 1 Kısım 5 İlk Yarı

Çeviri Bölüm 1 Kısım 5 İkinci Yarı

İnceleme Bölüm 1- Kısım 4

İnceleme Bölüm 1- Kısım 6

Yorum bırakın