Aynı günün gecesinden devam ediyoruz. Anlatıcı (3. Kişi) Roger Mexico’da şu anda. Jessica Swanlake ile birlikte arabayla “Beyaz Ziyaret”in ve romanın başka bir önemli karakteri olan Dr. Pointsman’la buluşmaya gidiyorlar. İşin içeriğini sonraki kısımda göreceğiz. Bu kısım Jessica ve Roger ile ilgili sadece (ve savaşla tabii ki).
Daha önce anlatmıştım biraz, Jessica Uçaksavar bataryasında çalışıyor ve aynı birlikte “Kunduz” lakaplı biriyle birlikte. Roger ise Beyaz Ziyaret’in bilim kısmında çalışan birisi, istatistik ve “annesi savaş” ile birlikte. Tepelerindeki bu Demokles’in Kılıcı ruhlarındaki tüm esnekliği alıyor;
…düzgün tavlanmamış cam levhalar kadar esnek, belirsiz bir gerilim matrisi içinde en ufak bir dokunuşla tuzla buz olmaya hazırlar…
Roger’ın hırçınlığı ve Jessica’nın sessiz teskin edişi, bu kaos ortamında yaşama dair ufak bir gayret belki.

Kısa bir bölüm bu, iç ısıtan bir tanışma hikâyesi, sonra buluşmaya intikal. Zaten kitap içinde bu sıcaklığı hissedebileceğiniz nadir şeylerden biri ikisinin aşkı. (Roket, ateş, patlama vb. diğer sıcaklıklardan bolca var ama) İlişkinin gelişimini Pynchon kadar iyi verebileceğimi düşünmediğim için (ve bu bölümde anlatabilecek fazla bir şey olmadığından:) yine bir alıntı ekleyeyim buraya.
…Ve son zamanlarda daha da sıklaşan o anlar oldu —yüz yüze geldiklerinde hangisinin hangisi olduğunu ayırt etmenin hiçbir yolunun kalmadığı zamanlar. Her ikisinin de aynı anda hissettiği o aynı ürkütücü kafa karışıklığı… kazara aynaya bakmak gibi bir şey ama… ondan da ötesi, gerçekten birleşmiş olma hissi… ne kadar sonra —kim bilir? iki dakika mı, bir hafta mı?— yeniden ayrıldıklarında, neler olup bittiğini, Roger ve Jessica’nın, kendinden bihaber tek bir müşterek yaratığa dönüştüklerini fark ettikleri o anlar…
Aslında bu müşterek yaratık için de çok şey söyleyebiliriz, parçalanmaya karşı birleşme refleksi ya da her şeyin aşırı bilinçli ve planlı olduğu bu mekanik dünyada bilinçsiz bir organik varlık vb. Ama ben iki kişinin bir ya da aynı şey olmasına odaklandım sadece.

Araya serpiştirilmiş hafif iç gıdıklayan sevimli bir Hollywood tanışma sahnesinin ardından savaş yine yumruğunu vuruyor haliyle bölüme. Gerçi roket burada –belki de- onları birleştiren bir şey. Savaşın içine doğmuş, savaşın içinde yaşayan, başka bir şeyi tahayyül edemeyen bu insanlar için emniyet, sığınacak bir omuz en önemli şey. Dünya ilişkilerin sadece yıkım yoluyla kurulmasını sağlıyor sanki.
Roger’ın hırçınlığı ya da nihilizmi de buradan geliyor, Beyaz Ziyaret gibi bir şeyle elde edebilmek için doğaüstü de dahil her yolun mubah olduğu bir yerde bilime sarılan Roger saf ve net bir yıkımın matematiğiyle uğraştığından haliyle duyarsızlaşmış. Bu matematiksel soğukluk, aslında Roger’ın delirmemek için sığındığı bir zırh.
“İnsan ἠ-inci kurbanı ya da bir kurbanın parçasını ἠ’inci enkaz yığınından çıkardığında, bu iş artık o kadar kişisel olmaktan çıkıyor… ἠ’in değeri her birimiz için farklı olabilir ama üzgünüm: Er ya da geç…”

Romanın soğuk ve mekanik ortamına insani bir renk veren bu ikilinin yapabileceği en iyi şey sevgiye tutunmak — birbirlerine ve geçmişe tutunmak. Bunu yapmak için, ikisi de fazlasıyla bombalanmış (istatistiksel olarak onlara vuracağına inanmak için hiçbir sebep olmayan) bir bölgede küçük bir evde yaşıyorlar. Jessica, onlara daha iyi günleri hatırlatmak için eski eşyalarını getirmiş. Eğer bu küçük şeylere sahiplerse, şimdilik propagandaya devam edebilirler. İnanmadıkları gruplar için çalışıyorlar ki sevgilerini sürdürebilsinler. Başka bir seçenek var mı?
Pek konuşmuyorlar; sadece dokunuşlar, bakışlar, birlikte gülümsemeler ve ayrılık vaktine edilen küfürler var. Bu biraz sıra dışı, aç, soğuk —çoğu zaman ateş yakma riskini göze alamayacak kadar paranoyaklar— ama bu, ellerinde tutmak istedikleri bir şey; öyle ki onu korumak için propagandanın onlardan talep ettiğinden çok daha fazlasını göze alacaklar. Onlar âşık. Savaşın canı cehenneme.
Evet başka bir yıkım noktasında sona eriyor bölüm, Pointsman’le buluşacakları yere geldiler. Bir iki şeyi daha ekleyip yazıyı bitireyim ben de.

Başlarda linguistik bir gönderme daha var – patlamayı reddeden dumanlı bir b ya da p sesi gibi. Roger’ın kekemeliğine veya öfkesinden dolayı boğazında düğümlenen sesler kastediliyor herhalde, alışmaya başladık herhalde.
Bazı şeyleri çevirirken İngilizcesini de dipnot yazmak zorunda hissettim kendimi. Mesela sakkad diye bir şeyi bilmiyordum, göz seğirmesi de karşılamıyor tam olarak. Daha önce de söylediğim gibi, yazar herhalde kitabın sonuna kadar İngilizcede olduğu söylenen şu bir milyon kelimenin tamamını kullanacak galiba. Zippo’nun fitili ile erkeklik benzetmesini de beceremedim mesela ne kadar uğraşırsam uğraşayım.
Tanışmaları sırasında o roket düşme anı , bu tatlı karşılaşmanın ahengini bozmuyor hiç: Roketin düştüğü o an. Tatlı, çok tatlı. Tok bir gümbürtü, boğuk bir trampet solosu
Yıkım yerindeki itfaiyecileri seyreden kadınların yaramaz düşünceleri, ölümün bekleme odası olan bu şehirde, onca afet arasında gülümsetiyor okuru.

Ve “Home Front”. Başta sivil savunma olarak düşündüm ama buradaki terim İkinci Dünya Savaşı sırasında sivil halkın savaşa verdiği desteği ve toplumsal seferberliği tanımlıyormuş, o yüzden “Cephe Gerisi” daha doğru geldi. Pynchon, devlet propagandasının yarattığı bu “birlik ve beraberlik” mitinin aslında aşkı, bireyselliği ve insani bağları yok etmek, insanları sadece birer “çalışma ve acı çekme” makinesine dönüştürmek için uydurulmuş bir yalan olduğunu söylüyor. Roger ve Jessica’nın giriş yasağı olan bir bölgede, yasadışı bir evi işgal etmesi, sisteme karşı yapılmış radikal bir devrim aslında. Tavuk beslemek, masanın kırık bacağını sicimle bağlamak, her buluşmada taze çiçek getirmek… Bunlar savaşa karşı açılmış küçük ve sessiz başka bir savaş aslında.
Neyse bu kısacık kısımda daha çok şey var ayrıntılarda, ama ben zaten gerekli gereksiz epeyce şey yazıyorum anlayabildiğim (ve bulabildiğim) kadarıyla. Daha fazla uzatmaya gerek yok. Sonraki bölüm biraz daha hareketli, hatta “slapstick komedi” havası var denebilir. Orada görüşürüz. İyi okumalar.
İnceleme Bölüm 1- Kısım 7