Yeraltından Hallice

Kötü birisi olduğumu bir ben biliyorum Hayaletim at koşturuyor bıkmış ruhlarda Kimselerin istemediği saatlerde bile Kendimi bitirmekten vazgeçemiyorum Dakikalar kovalamıyor saatleri ne zamandır Yazamıyorum artık mezar taşımın bile üstüne Mavi mi kızıl mı bilmiyorum ama payıma düşen, Yalnız siyah var bende, artık saklamıyorum hiç Yüzüyorum sessizce pis sularında Acheron'un Bağırıyorum arada, güveler kaçıyor gırtlağımdam Kimse… Continue reading Yeraltından Hallice

Yürüyememek

Bir çocuk var Ne yapacağını bilemeyen İkiyüzlü o da tüm insanlar gibi Yalan söylemeyi fazla beceremese de Arada her şeyi bulaştırıp eline yüzüne Berbat ediyoe bir çuval inciri 3-4 tane maskesi var eskiden kalma Yamuk takıyor ama, beceriksizin teki Ama o da istiyor belki dolandırmayı Kırık kalplerle insafsızca oynamayı Çarpa çarpa gidiyor duvarlara Gülümsüyor tüm… Continue reading Yürüyememek

Optimizm – Jane Hirshfield

Her gün daha fazla hayran oluyorum bu elastikiyete. Hayır, bir yastığın basit direnci, ne kadar çevirsek de Hep aynı şekli alan hafızalı köpük değil, ama bir ağacın O kıvrımlı azmi: Öbür tarafa hapsolmuş ışığa ulaşmak için Sürekli birbirinin üstüne çıkan. Doğru, kör bir zeka bu. Ama böyle bir ısrardan; kaplumbağalar, nehirler doğuyor Ve mitokondri ve… Continue reading Optimizm – Jane Hirshfield

Anlar Sadece

Bazı anlar oluyor, sonsuza kadar orada kalmak istiyorsun. Mesela Netflix'in o N'sinin döndüğü hatta o dönüşüm normalden biraz fazla uzadığı an. İmkansız bir huzur hali içine giriyorsun, hiç bitmesin istiyorsun o an. Bitince başlayacak o sonsuz döngüden, seçmeye ilişkin korkunç olasılıklardan kurtulmak istiyorsun bir şekilde. Ya da uykuya yenik düştüğün ama o korkunç hipnoz tam… Continue reading Anlar Sadece

Seçme Şiirler – Jacques Prevert

Şiir kitabı okumak, hatta böyle seçme şiirler okumak garip oluyor biraz. Kendi şiir geçmişimi anlatmıştım galiba başka bir yazıda. Ortaokul-lise türkçe/edebiyat dersleri dışında, ilk gençlikte Orhan Veli, biraz Nazım Hikmet ve tabii Cemal Süreya vardı bir parça da hayatımda. Hayat ilerledikçe başkalarını da tanıdım tabii, çoğu hitap etmedi bana ama. Çeviri şiir olayına ise hiç… Continue reading Seçme Şiirler – Jacques Prevert

Aşkın Hayali, Hayalin Aşkı

Bir kere düşmüşsen gecenin kanallarına Kapılmışsan o delici gözlerin derinliğine Zamanın gerisinde kalmaya razı olmuşsun demektir Gözlerini ayıramamak bir türlü salak gibi Aşık olmak tatlı kıvrımlara karşında duran Buna rağmen soğuk bir kasım rüzgarının nefesiyle Üflemek tepkisizce kuzeyden o sıcak tene Kuşlar eşliğinde yapılan tüm resitallerden Ya da her gün başka bir güne uyananan manyaklardan… Continue reading Aşkın Hayali, Hayalin Aşkı

Şarkı 1 – Ayrılış

Terk edeceksen eğer gerçekten yaşadığın yeri O zaman iyi seçmen gerekiyor rüzgarını Bırakmaman lazım en ufak bir parçayı bile geri Yağmur ile başlayacak ilk adımın dışarı Anlamını kaybedecek kelimeler sen uzaklaştıkça Dikkatsiz bir göz yaşı ama başa sarar olayı Vaktiyle selamlayanlar arkadan atıp tutunca Fazla sıkma canını, elbet gökyüzü bir gün düşer Ne bekliyordun, kimsenin… Continue reading Şarkı 1 – Ayrılış

Çizginin Üstündeyken

Yürüyorsun camdan bir çizginin üstünde Aşağıdan yılların şekilsiz çığlıkları Annesini terk etmiş bir bohem özentisi Hiç bir zaman istediğin olmadı değil mi? Bıçak yağmurunda korkmadan tek başına Hızlı fakat gelişigüzel adınlarla Aklın tabii ki en son bıraktığın yerde Gözlerinin arkasında sessiz bir gemi Kimbilir hangi yüzyıldan, kimbilir adı ne Tek yapmaya çalıştığın dengeyi korumak Gece… Continue reading Çizginin Üstündeyken

Derin Sular

Derinleşen nehirler gitgide. Hangisi gerçek olan bilmiyorum Yasak gülümseyişi temmuzda ölenlerin Kimse anlatmadı hem suyun içinde olabilecekleri Hala neden nefes almaya çalışıyorum ki Gün geçtikçe azalıyorum biliyorum Gün geçtikçe eksiliyorum ömründen Korkmamam lazım ama derinlerden Ağlamayacağım boş hayaller yüzünden Durdurmaya çalışmayacağım artık dünyayı Her şey herkes böyle başladı zaten bir şekilde Sümerde ya da Danimarkada… Continue reading Derin Sular

Prufrock Sıkıntısı

Hadi gidelim sevgili okurum, gidelim muhteşem ikizim. Akşam hiç olmadığı kadar donuk bu gün, Londra her zamanki gibi iğrenç. Hadi atla, asla olamayacağımız o yere gideceğiz seninle. O bildik izbe restoranlara, tek gecelik pis otellere, limanın o iç karartan leşliğine ve belki de daha ötesine. Kaçmak için elimizden geleni yapacağız kendimizden ve o sorudan. Evet… Continue reading Prufrock Sıkıntısı