Katilimden Ayrılırken

Son defa katilinden ayrıldığında ne hissederse insan, öyleydim ben de. İstemiyordum gitmek. Onunlayken bambaşka oluyordu her şey. Ama gitmek zorundaymışım. Öyle demişlerdi bilenler. Daha fazla kalamazmışım ikimizin de iyiliği için. Hepsi benim iyiliğim için, ben istemesem de. Bilenler tabii onlar, ben mi bilecektim benim için daha iyi olanı? Ayrıldım, bir daha ölmemek pahasına ayrıldım oradan.… Continue reading Katilimden Ayrılırken

Geceyarısı Mavisi

https://www.youtube.com/watch?v=3p41aRfW0BE Mavi geceden başka neyin rengi olabilir ki? Sonsuza dek dinleyebilir insan geceyi onunla. Herkesin kendine has bir mavisi vardır. Ama hava kararıp insanlar mağaralarına çekilince, sadece bir ses duyulur o mavilikte. Gece yarısına özgü bir renktir o. Anlayanlar vardır o mavide. Bırakanlar ve bırakılanlar vardır. Hangisinin olduğunu bilmeseler de; o ses, mavinin en kendileri… Continue reading Geceyarısı Mavisi

Hastalık İzni Sorunsalı

Hasta olmak varken yapılacak şey değildi ki bu. Kimin aklına gelmişti bu bilmiyorum aslında. Sadece ben vardım , bir de ortalama hayatım. Ortanın az üzerinde yaşamak için çalıştığım bir hayat. Başaramasam da hiç kötü emelleri, hep görünüşümü düzeltmeye çalışırdım. Olduğun gibi görün , göründüğün gibi ol ifadesi, kötü bir eski zaman kişisel gelişim kitabıydı benim… Continue reading Hastalık İzni Sorunsalı

Aynalı Hikayeler -5

- Derdin ne , niye anlatmıyorsun bana hiç bir şeyi - Bir şeyim yok, biliyorsun her şeyi zaten - Nasıl bir şeyin yok, daha yeni bırakmadın mı onu? - Bırakamadım da bıraktım gibi karışık - Nasıl karışık? - Öyle işte, zorlama - Hep karışık mı olacak hayatın senim? - Senin sanki çok normal? - Haliyle,… Continue reading Aynalı Hikayeler -5

Fiction vs Non-Fiction

Kitaplar ikiye ayrılıyormuş fiction ve non fiction olarak. Üretilmiş ve çalışılmış olarak çevirebiliriz bunları türkçeye. Ya da bunca yıldır yaşayan bunca edebiyat emekçisi (kendilerine öyle diyorlardır herhalde) bunları çevirmek için başka kelimeler bulmuştur. Önemli değil, sonuçta farklıdır iki tür de. Bir türe yemek kitapları, maket yapımı, herhangi bir üçüncü dünya ülkesindeki yolsuzluklar ya da ubuntulu… Continue reading Fiction vs Non-Fiction

Duvar Yazıları – 37

Bir şeyler yaklaşıyordu, duvarcı gökyüzüne baktığında hissetti bunu. Ay daha dolduramamıştı kendini ve duvarcının gözlerini. Dışarı çıktı. Duvarına doğru yürürken kendisiyle hesaplaşıyordu. Başka bir şey olarak gelseydi dünyaya, mesela non-fiction kitapların gereksiz ama çok bilinen yazarı, her şey daha kolay olurdu herhalde. Kimse sorgulamazdı kendini, kötü kötü bakmazdı yaptığı duvarlara. Herkes hayatının bir yerinde bu… Continue reading Duvar Yazıları – 37

Yalnızlık Kaçınılmaz

Toplumun ayırdıklarını yalnızlıklar birleştirir." demiş Albert Camus zamanında. İnsanların toplum tarafından yalnızlığa itildiği, yalnızlıkların da sanal boşluklarda ne olduğunu bilmeden birbirine çarpa çarpa gezindiği günümüzün bir fotoğrafını çekmiş sanki adam. Ama cep telefonunun kamerasından değil, zamanının o köhne, kocaman, siyah beyaz makineleri ile. Hepimiz yalnızız biraz, kaç kişiyle birlikte yaşarsak yaşayalım. Bu sözü hemen her… Continue reading Yalnızlık Kaçınılmaz

Bir Yol Hikayesi

Saatler ilerledikçe daha da uzuyor yol, ya da sadece zaman donuyor belki. Durmak istiyorsun artık, biliyorsun herkes istiyor ama sen varsın sadece öne atılan, ilk kurban. "Ramazan bir dursak." "Yok abi, daha yol çok önümüzde".  Bitmez ki böyle gide gide yollar. İstesen hep gidersin zaten. Önünde hep çok yol olur. "Ölene kadar mı gideceğiz Ramazan."… Continue reading Bir Yol Hikayesi

Merhaba Mança

İyi akşamlar yüce ve sevgili Mançalılar,Tanıtmaya geldim kendimi bir parça.Günler süratle geçiyor benim için de,Daha ne zamandı ki en son hatırladığım salılar.Ölüleri de hemen fark edebiliyordum o zamanlarDaha ilk keskin bakışımda.Hala çok keskin bakıyorum uzaklara,Gözlük var ama, anlaşılmıyor uyumadan önce.O kadar kesin değil geçmişim, biliyorum.Çok kişiye "sen ve ben" dedim şu ana kadar ömrümde.Niye dedim… Continue reading Merhaba Mança

Duvar Yazıları- 36

Son günlerde içi fazla rahat değildi duvarcının duvarını yaparken. Her zamanki gibi akşam uyanıp duvarını yapmaya gidiyor, yine her zamanki monoton şekilde duvarını yapıp, sabaha yatmaya geliyordu. Ama bu aralar çevresinde sıkça duyduğu bir cümle canını sıkıyordu. İnsanlar birbirlerine durmadan "duvarlarını yıkmalısın" diyorlardı. Bilen bilmeyen herkes bu lafı söyler olmuştu. Televizyonu açtığında son dönemin gözde… Continue reading Duvar Yazıları- 36