Seçim yapmak aslında bu dünyada bize tanınan tek özgürlük. Tek hakkımız. En önemli şey seçmek. Ya da en gereksiz olanı. İnsanlar mı ikiye ayrılıyor, seçen/seçmeyen diye , yoksa doğal olarak mı itiliyoruz bu karara? Doğa seçse bizim yerimize, her şey daha mı güzel olacak? Daha mı farklı, daha mı olması gerektiği gibi? Yanlış karar verdiğinde… Continue reading Seçmek ya da Seçmemek?
Etiket: Gelişigüzel
Masal vs.Gerçek or Saçma
Hayat size masal anlatanlarla doludur. Bazılarını bilinçli olarak siz tercih edersiniz. Bazılarınaysa maruz kalırsınız sadece. Bu masalların bazılarını küçüklükten beri adınız gibi bilirsiniz. Bazılarını da daha dinlememişsinizdir belki. İyi, kötü, güzel, çirkin, mantıklı, komik masallar hep vardır ve zevk alır insan bunlardan. Bazıları sonlarını hazırlasa da. Bu masallar; "Bir zamanlar" ile de başlayabilir, "Son derece… Continue reading Masal vs.Gerçek or Saçma
Olduğu Kadar
Bana haketiğim değeri veriyorsunuz hepinizNe eksik ne fazlaOlması gerektiği kadar zaman ayırıyorsunuzNe eksik ne fazlaOlduğu kadar hepİstemiyorsunuz ama mecbur hissediyorsunuzSonuçta varım orada, hayatınızdaKoparmak istediğiniz koca bir et beni gibiNefret ediyorsunuz benden aslındaAma cesaretiniz yok kurtulmayaBensiz olamayacağını biliyorsunuz Bensiz dünyalarınızı hatırlamıyorsunuz artıkKimse beni sevmiyorAma kimse de yok edemiyor beniMahkumsunuz bana sonuna kadarBen?Ben de mahkumum kendim olarak… Continue reading Olduğu Kadar
52
Bir yerde okumuştum (Herkes biliyor nerede olduğunu aslında), hayatın anlamı 42'ymiş. Değil bence, jokersiz bir 52 daha çok uyuyor hayatımıza. Game Of Life dahil hayatı daha fazla yansıtan bir oyun var mıdır acaba? Şimdi ne saçmalıyor bu gereksiz diyebilirsiniz. Bana papaz mı diyorsun bre labut da diyebilirsiniz. Ama sonuçta blogun adı Saçmanın Bağladıkları ve ben… Continue reading 52
Katilimden Ayrılırken
Son defa katilinden ayrıldığında ne hissederse insan, öyleydim ben de. İstemiyordum gitmek. Onunlayken bambaşka oluyordu her şey. Ama gitmek zorundaymışım. Öyle demişlerdi bilenler. Daha fazla kalamazmışım ikimizin de iyiliği için. Hepsi benim iyiliğim için, ben istemesem de. Bilenler tabii onlar, ben mi bilecektim benim için daha iyi olanı? Ayrıldım, bir daha ölmemek pahasına ayrıldım oradan.… Continue reading Katilimden Ayrılırken
Geceyarısı Mavisi
https://www.youtube.com/watch?v=3p41aRfW0BE Mavi geceden başka neyin rengi olabilir ki? Sonsuza dek dinleyebilir insan geceyi onunla. Herkesin kendine has bir mavisi vardır. Ama hava kararıp insanlar mağaralarına çekilince, sadece bir ses duyulur o mavilikte. Gece yarısına özgü bir renktir o. Anlayanlar vardır o mavide. Bırakanlar ve bırakılanlar vardır. Hangisinin olduğunu bilmeseler de; o ses, mavinin en kendileri… Continue reading Geceyarısı Mavisi
Hastalık İzni Sorunsalı
Hasta olmak varken yapılacak şey değildi ki bu. Kimin aklına gelmişti bu bilmiyorum aslında. Sadece ben vardım , bir de ortalama hayatım. Ortanın az üzerinde yaşamak için çalıştığım bir hayat. Başaramasam da hiç kötü emelleri, hep görünüşümü düzeltmeye çalışırdım. Olduğun gibi görün , göründüğün gibi ol ifadesi, kötü bir eski zaman kişisel gelişim kitabıydı benim… Continue reading Hastalık İzni Sorunsalı
Aynalı Hikayeler -5
- Derdin ne , niye anlatmıyorsun bana hiç bir şeyi - Bir şeyim yok, biliyorsun her şeyi zaten - Nasıl bir şeyin yok, daha yeni bırakmadın mı onu? - Bırakamadım da bıraktım gibi karışık - Nasıl karışık? - Öyle işte, zorlama - Hep karışık mı olacak hayatın senim? - Senin sanki çok normal? - Haliyle,… Continue reading Aynalı Hikayeler -5
Fiction vs Non-Fiction
Kitaplar ikiye ayrılıyormuş fiction ve non fiction olarak. Üretilmiş ve çalışılmış olarak çevirebiliriz bunları türkçeye. Ya da bunca yıldır yaşayan bunca edebiyat emekçisi (kendilerine öyle diyorlardır herhalde) bunları çevirmek için başka kelimeler bulmuştur. Önemli değil, sonuçta farklıdır iki tür de. Bir türe yemek kitapları, maket yapımı, herhangi bir üçüncü dünya ülkesindeki yolsuzluklar ya da ubuntulu… Continue reading Fiction vs Non-Fiction
Duvar Yazıları – 37
Bir şeyler yaklaşıyordu, duvarcı gökyüzüne baktığında hissetti bunu. Ay daha dolduramamıştı kendini ve duvarcının gözlerini. Dışarı çıktı. Duvarına doğru yürürken kendisiyle hesaplaşıyordu. Başka bir şey olarak gelseydi dünyaya, mesela non-fiction kitapların gereksiz ama çok bilinen yazarı, her şey daha kolay olurdu herhalde. Kimse sorgulamazdı kendini, kötü kötü bakmazdı yaptığı duvarlara. Herkes hayatının bir yerinde bu… Continue reading Duvar Yazıları – 37








